|
90’lı yıllardan
itibaren Soğuk savaşın ertesinde
birbiri ardınca patlak veren
çatışmalar aynı zamanda etnik
anlaşmazlıkların kötü bir
habercisiydi. Tarih içsel
dinamiklerini hiçbir zaman
kaybetmemiş, imparatorlukların uğursuz
bakiyeleri yüzyıl sonrasında etnik
rüzgârlarla yeniden dirilmişti.
Derin bölgesel uyuşmazlıklar etnik
ayrılıkları kuvvetlendiriyor zamanın
eskitemediği meseleler küçük bir
kıvılcımla bir tehdit olarak yeniden
alevleniyordu.
Dünyadaki bu dönüşümü kavrayabilmek
açısından etnisite çalışmalarına
ilgi her bakımdan artmıştır. Sosyal
bilimlerin geleneksel bir sahası
güncel sorunlarla dikkati
çekmekteydi.
Öncelikli
olarak etnisitenin sınırlarının
başka açılardan tespit edilmesi
gerekti. Zira bu konuda
genellemelere varmak suretiyle, klasik
ideolojik yaklaşımların uluslararası
alanda meydana gelen mikro ölçekteki
olayları açıklaması zordu. Etnik
uyuşmazlıklar her yerde aynı
ilişkisellik zincirine sahip değildi
ve ülkelerin kendi içlerinde
birbirinden farklı nedenlere dayanan
etnik anlaşmazlıkları birbirini
yadsıyacak şekilde ayrı sonuçlar
üretebiliyordu.
>> |