 |
Düşünce tarihinde. arkasında bıraktığı yazılı çalışmalar bakımından Leibniz kadar üretken bir başka zihne nadiren tesadüfl edilir. İlginçtir ki yaşamını düşünmeye ve yazmaya adamış bu büyük dehanın hayattayken yayınlattıgı çalışmaların adedi ardında bıraktıgı devasa külliyatla mukayese kabul etmez.
Söz konusu yayınları birkaç risalesiyle Tanrı'nın bir deyimle "avukatlığı"nı yaptığı Essais de Theodicee İllahi Adalet üzerine Denemeleri başlıklı eserinden ibarettir.
Geride bıraktıklarının yayınlanması ise günümüzde bile sürmekte olan uzun soluklu bir çalışmaya konudur. |
|
|
 |
İnsanın akıl aracılığıyla kendini. doğayı ve evreni anlama girişiminin sistematik bir biçim kazandığı tek etkinlik olarak Felsefe. başlangıcından itibaren bilincimizin potansiyellerini bize açıkça gösteren en onemli alan olmuştur.
Felsefe, Antik Yunan'da başlangıç evresinde olmakla birlikte büyük bir çeşitlilik ve coşkuyla hayat bulmuş ve bu büyük miras, içinde barındırdığı düşünsel zenginliklerle takip eden çağlarda tüm medeniyetlere büyük katkılarda bulunmuştur.
Felsefenin, Antik Yunan dünyasında sahip olduğu etki düzeyi sonraki yıllarda çokça aşınmış olmakla birlikte, siyasetten fizige, matematikten astronomiye. biyolojiden sanata pek çok alanda etkileri hep var olmuş ve süreklilik göstermiştir.
|
|
 |
Avrupa nasıl Avrupalaştı?
Küçük Kent Devletlerinden (Polis) “Avrupa düşüncesi”ne giden bu uzun tarihsel birikim hangi özelliklerle karakterize edilebilir? Hangi önemli olaylar, hangi kişi ve kurumlar bu süreçte belirleyici bir rol üstlenmişlerdir?
Latin-Yunan ve Yahudi-Hıristiyan uygarlıklarının bir sentezi olan Avrupa felsefi, sanatsal, dinsel, bilimsel ve toplumsal atılımları, 'Ortaçağ Aydınlığı'nı, Rönesans'ı, Aydınlanma Çağı'nı, Hümanizmi, Devrimler yüzyılını ve daha birçok bileşeni içine alan uzun bir sürecin vardığı sonuçtur.
|
|
 |
Bahtinci düşüncenin gelişmesine önemli bir katkı sağlayacak olan Bahtin ve Çevresi, bu anlamda sonuncu çalışma olmayacak elbette, yeni çalışmaların önünü açacak ve Bahtin'e duyulan ilginin yeniden şekillenmesine yardımcı olacak. Bahtin'in ve Çevresi'nin hak ettiği daha geniş bağlama yerleştirilmesi gerekliliğine ışık tutacak.
Bahtin'in yaşadığı dönemde birçok önemli ve sağlam kuramcı vardı elbette, ama ne yazık ki Bahtin kariyeri boyunca hak ettiği ilgiyi göremedi. Craig Brandist'in kitabı Bahtin'e (ve Çevresi'ne) olan bu borcu hatırlatmaya ve tamamen kapatmaya olmasa da kapatılmasının önünü açmaya yönelik bir çalışma.
|
|
 |
Fransız Aydınlanma felsefesi, çoğu zaman, hiçbir yetkeye bağlı kalmaksızın akıl sayesinde yeni bir dünya görüşünü temsil etmekle övünür. Günümüze kadar ulaşan bu övgüsünde haklıdır elbet. Ancak, Aydınlanma Yüzyılı (Le siècle des Lumières) salt akıl, bilim ve mantıkla açıklanabilecek, tek bir yolu takip eden tekdüze bir sistem değildir. O, aklı kutsayan birinin kanıksanmış övgüsünden çok daha fazla ironi ve çeşitlilik barındırır içinde. Herşeyden önce bu hareket kendiliğinden ortaya çıkmamış, tarihteki birçok etkileşimden nasibini almıştır. Keşifler çağının, bilimsel, kültürel ve entelektüel hareketlerin, birbirini tashih eden filozofların, hattâ akla yabancı, doğanın derin paradokslarına dikkat çeken Rousseau gibi düşünürlerin buluştuğu bir güzergâh olarak da düşünülebilir Fransız Aydınlanma Felsefesi… |
|
 |
'Kılıçsız akit boş sözden ibarettir'.
Bu sözün sahibi Thomas Hobbes, felsefesinin temeline kılıç kadar keskin bir gerçekliği oturtmuştur.
Astronomide Kopernik'in, fizikte Galile'nin yaptığı devrimin benzerini siyaset felsefesinde yapabilmesinin hikmeti de işte bu atılganlığı.
Skolastiğin kördüğümünlerine naturalizm ve empirizmle bileylenmiş keskin felsefesiyle aniden inmiştir Hobbes. Hiç beklenmedik bir anda…
|
|
|
“Tarih eğer bir kukla oyunu olmayacaksa, ruhsal olayların tarihidir. Anlattığı bütün dışsal olaylar, bir yandan itkilerle irade eylemleri arasındaki köprülerden, öte yandan o dış olayların sebep olduğu duygu reflekslerinden başka bir şeydir.
Ruh (Geist), düşünmekte olduğunun bilincine varmadan önce içinden sonsuz çoklukta düşünce özleri geçer.
|
 |
Jean Wahl ve Alexandre Kojève ile birlikte, Fransa'da Hegel'in felsefesinin yayılmasını ve uzun denebilecek bir süre boyunca düşünce dünyasına hükmetmesini sağlamış olan 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden biridir Jean Hyppolite.
Onu bu derece önemli kılan, Hegel'in Fenomenoloji'sini 1946 yılında Fransızcaya çevirmiş olmasının yanısıra, Hegel çalışmaları açısından halen vazgeçilmez bir nitelik taşıyan 1947 yılında yayımladığı Genèse et structure de la Phénoménologie de l'esprit de Hegel başlıklı çalışmasıdır.
|
|
 |
Bir isimden fazlası yoktu aslında ortada; ama bu isim Almanya'yı baştan başa adeta gizemli bir kral hakkındaki söylenti gibi dolaşmaktaydı…
Bu yüzyılın tinsel çehresini belirlemeye yardım eden, var olduğundan haklı nedenlerle kuşku duyacağımız şey
bir “Heidegger felsefesi” değil, “Heidegger'in düşünüşü”dür…
|
|
 |
'Ne Kendi Kimseye Benzer Ne Kimse Kendisine'
“20 Mayıs 2005'te hayata gözlerini yuman Paul Ricœur batı felsefesinin 20. yüzyıldaki en verimli temsilcilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Eserleriyle ölümsüzleşen düşünürün beka kubbesindeki yankısı, adını filozoflar kitâbesinin mahsûs mahallinde silinmez bir satıra oymayı zorunlu kılar. Ricœur'ün kaleme aldığı pek geniş hacimli felsefî tefekkür külliyâtı içerisinde gözkamaştırıcılığıyla dikkat çeken en alımlı eserlerden biri de Başkası olarak Kendisi başlığını taşıyan bu kitabdır.
|
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 1 / 3 |