Sayı 49: Romalılar

 

ROMA: SONSUZ ŞEHİR


D1Ülke ve şehirlerin zengin mekân anlayışı, güçlü bir merkez duygusu ile iç içedir. Konumları itibariyle New York, Paris, Londra, Floransa, Venedik, İstanbul gibi şehirler değişik yüzyıllarda dünyaya bir ‘merkez’den baka­bilme üstünlüğünü edinmişlerdir. İmparatorlukların güç ve dinamizmleri ölçüsünde her şehir, zamanın parlaklığını kendi özgül karakterinde top­lamış, tek başına dünyaya başkentlik edebilme ayrıcalığını yakalamıştır. Değişen çağlara göre, dünya merkezleri bir yerden başka bir yere taşın­mış, ama mekâna ait olan bu merkezî doğal gücün izleri silinmemiştir. Diğer tüm merkezlerden önce gelen Roma şehri ise, dünyaya başkentlik edebilen ilk yerdi…Roma dünyasına dönmek öncelikli olarak yaşanılan dünyanın başlangıcına dönmek, tarihte daha sonra gelişecek karmaşık olayların merkezine gitmektir.

Roma… Sonsuzluğu çağrıştıran şehir (La vie éternelle)… şiddetin ve kudretin sembolü…Kılıç (gladius), sonsuzluk ile kutsanan en değerli varlık… Her şey, şiddete dayalı yapıda erimişti. Roma, öncelikli olarak geleneksel askerî devletin özelliklerini taşıyordu. Roma emperyalizmi, muazzam bir savaş mekanizmasının üzerine kuruluydu. Latin edebiyatı bir bakıma Roma tarihini öğrenmektir, daha özelinde de Roma’nın uzun savaşlar tarihini öğrenmektir. Tarihte hiçbir imparatorluğun sınırları Roma sınırları kadar genişlememiş ve hiçbir imparatorluğun ömrü onunki kadar uzun olmamıştır. Roma’nın kuruluşu başlı başına bir yükseliş öy­küsüdür…Küçük bir ovada, Latium bölgesinden dünya egemenliğine uzanan bir yol... Tarihçi Livius, Roma’yı daima yücelen bir yazgıya ben­zetmekteydi. Ama bundan daha önemlisi, Roma’nın yükselişi kadar dü­şüş ve parçalanış öyküsüdür. Roma’nın tarih sahnesinden çekilişi uzun yıllar almış, yakın çağlara kadar uzanan her karmaşa ve bunalımın ar­dında Roma’nın adı zikredilmiştir.

Hâkim bir zihniyet olarak Roma, bütün dünyayı kendi imperium’u altında toplamayı hedefliyordu. Kuzey’deki Cermen tehditleri ve barbar istilaları sayılmazsa bu devasa çocuksu ülkü, tarihte ilk ve son defa gerçeklik bul­muştu. Pax Romana, Akdeniz’in ev sahibi olmak demekti. Roma, başka halkları kendi sisteminde birleştirmekte başarılıydı. Roma’nın ele geçir­diği topraklarda hızla yayılıp çabuk örgütlenebilmesi, Romanizasyonun kendinden sonraki imparatorluklara en önemli mirasıdır.

Başlangıçta Hellen uygarlığı ile barbarlık arasında sıkışan bir devlet, görkemli devirlerinde elden kolay bırakamayacağı bir üstünlüğü elde et­mişti. Roma vatandaşı olmak bir ayrıcalıktı. Eğer bir kıyaslama yapmak mümkünse ‘Romalı’ olmak, modern ulusların sık sık kendilerine atfettiği bağ­lardan, örneğin Amerikalı, İngiliz, Fransız vb. olmaktan çok daha üstün bir değerdi. Modern ulusların kendini beğenmiş kimliklerinin aksine sıra­dan Roma köylüsü sadelikten hoşlanırdı. Çalışmayı seven, düzenli ve erdemden yana bir hal takınırdı. Geleneksel aile anlayışı, süreklilik duygusunu besliyordu ve bu da düzeni korumanın en iyi yo­luydu. Çiftçilik, geniş kitlelere sabır ve dayanıklılığı aşılamaktaydı. Ro­malılar, işlerinde Tanrıların kendilerini gözetlediklerini düşünürlerdi. Tanrılarla uyum içinde olmak gündelik hayatın huzuru adına önemliydi. Kendini üstün bir güce adama anlayışı Romalılarda oldukça gelişmişti. Burada, bazı kelimelerin yardımına başvurursak, “Romalıların nefret ettikleri bir nitelik olan levitas…ciddi olacağınız yerde, kaygısız ve ka­rarsız olmayı ifade eder. Disciplina, karakterin değişmezliğini sağlayan eğitimdir; industria çok çalışmayı ifade eder; virtus metinlik ve kuvvettir; clementia, insanın hakkından gönüllü olarak vazgeçmesi demektir” (R. Barrow).

İlk anlamıyla, kişinin kendine saygısını gösteren humanitas, Latin kültürü­nün armağan ettiği en önemli kelimelerden biridir. Erdem anlayışının ve Stoacılık felsefesinin Roma’da kök salması tesadüf sayılmamalıdır. Stoacılık, Roma’nın sert disiplinini yumuşatan bir öğretiydi. Tarihte, bu tür içsel bakışı geliştiren öğretilerin sert askerî imparatorlukların gölgesinde ye­şermesi, bir yandan şiddetin sınırsızlığını gösteriyor, diğer yandan erdem arayışlarına bir meşruiyet kazandırıyordu.

Üç döneme ayrılan krallık, cumhuriyet ve imparatorluğun çeşitli ev­releri dünya tarihinin en ilginç sayfalarıdır. Bu evrelerden geçilirken siyasetten hukuka, mühendislikten mimariye kadar yeryüzündeki birçok şeyin nasıl ve hangi sacayakları üzerine kurulduğuna tanıklık edilebilir. Bu aynı zamanda yaşadığımız dünyanın bilgisini de verir.

Anıtlar, meydanlar, köprüler, yollar, amfiteatrlar, hamamlar, bazilikalar Roma’nın kayda değer miraslarıdır. Tuğladan kenti mermerden bir ülkeye dönüştüren İmparator Augustus, zaferlerini taçlan­dırmak için inşa ettiği eserlerinde Res Gestea imzasını kullanmıştır. Res Gestea, yaptıkları, gerçekleştirdikleri ve ‘jest’leri anlamına gelir ki, bu kelimenin öteki anlamı TARİH’tir. Geçmişin somut kaynakları, dil, hukuk, sanat, mimari vb. alanların nasıl ortaya çıktığı incelen­diğinde Roma ile günümüz arasında sağlam birçok köprü kurulacaktır.

Taşkın Takış

HUKUK
NADİ GÜNAL Roma Hukukunun Temel Kriterleri, Kavram ve Kurumları

BELGİN ERDOĞMUŞ Roma Hukuku

DİN
ERKAN İZNİK Pagan Bir İmparatorluğun Hıristiyan İmparatorluğa Dönüşümü: Geç Antikçağ’da Roma İmparatorluğu  

TURHAN KAÇAR Eskiçağ Hıristiyanlığı’nda Yol Ayrımı: Kadıköy Konsili ve Mirası


EDEBİYAT
BEDİA DEMİRİŞ Roma Edebiyatı: Başlangıcı, Sınırları, Özellikleri

F. GÜL ÖZAKTÜRK Tarihin Akışını Değiştiren Söylevler: Orationes Philippicae

Ü. FAFO TELATAR Roma Edebiyatında Pastoral Şiir


MİMARİ
SUNA GÜVEN Roma Mimarlığını Anlamaya Çalışmak

TARİH 
MEHMET ALİ KAYA Anadolu’da Roma Egemenliği (İÖ 205-25)  

MUSTAFA H. SAYAR Geç Antik Devir

EKONOMİ
OĞUZ TEKİN Roma Devletinde Para ve Ekonomi


ROMANİZASYON
FİLİZ DÖNMEZ ÖZTÜRK Likya Örneğinde Romalılaştırma ve Romalılaşma  

PINAR ÖZLEM AYTAÇLAR Küçük Asya’nın ‘Romanizasyon’u

 

Dergi Son Sayılar

News image

Sayı 49: Romalılar

Ülke ve şehirlerin zengin mekân anlayışı, güçlü bir merkez duygusu ile iç içedir. Konumları itibariyle New York, Paris, Londra, Floransa, Venedik, İstanbul gibi şehirler değişik yüzyıllarda dünyaya bir ‘merkez’den...

News image

Sayı 48: Kişinin Kendisiyle Savaşı

  “Keşişler” diyor Kierkegaard, “dünyanın tarihini anlatmayı hiçbir zaman bitiremediler, çünkü hep dünyanın yaratılmasıyla işe başladılar”…Kişi kendi doğası ile sahici bir ilişkiye girdiği andan itibaren, yakından tanımaya çalıştığı varlığının, esasen...

News image

Sayı 47: Cumhuriyetçilik

Hepimiz ideal bir Cumhuriyetten yanayız… Cesaretle, kim bunun aksini söyleyebilir ki?... Yüksek sesle dile gelen bu talep, ortak bir ahitte bulunmuş tüm yurttaşların, devlet yönetimi için ütopya arayan bilge...

News image

Sayı 46: II. Meşrutiyet II

Odile Moreau · Kemal Karpat ·  Altay Cengizer ·   Fatih Ünal · Mehmet Özden ·  Mehmet Okur ·  Baran Hocaoğlu  ·   Bayram Soy ·  Nevin Ateş ·  Ülkü...

Son Yayınlanan Kitaplar

News image

TARİHSEL SOSYOLOJİ - Elisabeth Özdalga

Philip Abrams, Tarihsel Sosyoloji’yi şu şekilde tanımlar: “Tarihsel sosyoloji, geçmiş ile bugün arasındaki ilişkiye evrimsel gelişim şemaları giydirmeye çalışma meselesi değildir. Yalnızca bugüne bir...

News image

ESKİ TÜRK TOPLUMU ÜZERİNE İNCELEMELER - Ümit Hassan

Şamanlık inanç sistemi, kökeni ve temel özellikleriyle, tek tek kandaş topluluklar bakımından ve hayat tarzı olarak kandaş toplum bakımından arkaik bir asla dayanır; dünya...

News image

HALİL İNALCIK ARMAĞANI 1. CİLT - Halil İnalcık

Halil İnalcık, bu sahanın en seçkin uygulayıcılarından biri…Dünya bilimine katkıları su götürmez. Çabalarının hedefi haline gelmiş konu üzerinde bize sadece tefekkür etmek düşer. Immanuel...

News image

KÜLTÜR BİLİMLERİ ve KÜLTÜR FELSEFESİ - Doğan Özlem

Bu kitapta, yazarın pozitivist gelenekte “sosyal bilimler”, hermeneutik geleneğinde “tin bilimleri” ve Yeni Kantçı gelenekte kültür bilimleri” adlarıyla anılan bilimlerin felsefi açıdan temellendirilmesi konusundaki çabaları...