|
TEK KİŞİLİK ÜNİVERSİTELER
Akademidekiler’in planını çizerken üç temel öğe üzerinden hareket ettik: Metodoloji, analitik bilgi ve kritik yaklaşım. ‘Pür-akademik’ bir mükemmelliğe ulaşmak için diğer ölçütleri, sözgelimi akademinin bahçesinde yetişen bilgileri derleyip toparlama görevini üstlenmedik. Bilgi birikimini sonraya bıraktık... Yalnızca bilgi ile yola çıkılamayacağını bilgiyi düzenleyen, yönlendiren, ona akıl veren bir sistemin olduğunu düşündük. İlerleyen sayfalarda okuyacağız, her bir yazı bilgi birikiminden önce metodoloji sorununu gündeme getirmiştir. Ve Akademidekiler’in ‘tek kişilik üniversiteler’e dönüşmesinde en önemli etken metodolojileri görünmektedir.
Sonrasında, metodolojiye ilişkin başlıca iki iletişim ağı çizdik. Dışarıdan bize iletilen metodoloji ve bizim dışarıya iletebileceğimiz metodoloji... İlk alışverişte, dışarıdan gelen bilgiler toplumun realitelerinden süzülmediğinde alışılagelen akademisyen tipinin Batı ile tek boyutlu flörtleri hatıra gelmektedir. İkincisinde, dışarıdan gelen bilgiler referans kabul edilse de kavramsal çerçevenin genişçe bir bölümü Türk toplumunun sosyal hayatı, yapı ve kurumları, gündelik yaşam pratikleri incelendikten sonra oluşturulmuştur. Batı standartlarındaki rasyonalist reçete ile Türk toplumunun kendine özgü kurumsal olmayan mantık örüntüleri irdelenmiştir. Neticede, halihazırda bir şablonu ithal etmek yerine, sosyal gerçekliğimizin detaylarına inebilen farklı metodolojiler oluşmuştur. Dolayısıyla Batılı araştırmacılar, 19. yüzyıl oryantalist bilgi kırıntılarının dışında ilk defa Gökalp, Köprülü, Barkan, İnalcık gibi ekollerin yöntemlerine ciddiyetle başvurma gereğini hissetmişlerdir.
İkinci ölçütümüzü analitik bilgi belirlemiştir. Gökalp’ten çok önceleri ilm-i içtima (sosyoloji) çalışmaları vardı. Mümtaz Turhan’dan evvel Mehmet İzzet, medeniyet ve kültür ayrımının altını çizmiştir. Nusret Hızır’a gelmeden Vidinli Tevfik Paşa, Ali Sedat, Salih Zeki’nin mantık çalışmaları kayda değerdir. Ülgener’in Weberci okulundan önce Prens Sabahattin’in ‘Le Play mektebi’ dikkat çekmiştir. Ancak bu sayının aktörleri tarihsel, felsefi, kültürel fenomenleri adlandırırken kullandıkları kavramlarla, analitik bilginin doğasından hareketle bir sosyal laboratuarın temellerini atmışlardır.
Akademidekiler’in ‘kritik yaklaşım’ı üçüncü nitelik olarak çalışmalarında temayüz etmektedir. Eğitim ve bilgi kurumlarındaki katı alan ayrıştırması (Mühendishâneler, Tıbbiyeler, İstanbul Dar’ül Fünunu) bütün bilimlerle eleştirel ortam içerisinde olma imkânını ortadan kaldırmıştır. İlk kez Akademidekiler sayesinde karşılaştırmalı bir okuma imkanı yaratılmış, meselâ tarihçiyi övgü dolu retorikten ve vak’anüvisliğin dar kronolojisinden kurtarmıştır. Sosyoloji iktisat disiplininin önemli bir vektörü haline gelmiştir. Bir felsefeci olarak Hilmi Ziya Ülken, 1940’lı yıllarda Malinowsky’nin modern antropolojisine eğilmiş, Weber-Marx ikilemini aşmayı deneyerek siyaset biliminde Pareto modelinin çok-değişkenli ‘tortu’larını incelemiştir.
Akademidekiler’de bir eğretilemeyi kullandık. Sosyolog tarihçilerin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan patrimonyalist yapı üzerinde durmaları, aydın sınıfının kapıkulunu çağrıştırması, medrese-üniversite eğretilemesinin önemini bir kat daha artırmaktadır. Burada yüzyıl öncesini aktarmacılıkla suçlayan günün pozitivist ulemasının bir yüzyıl sonra hangi eleştirilere muhatap kalacağı merak konusudur. Medreselerdeki liyakat sisteminin dejenerasyonu ile üniversiteleri müze haline getirme ve akademisyenleri memur-balmumuna dönüştürme eğilimi karşılaştırılmalıdır. İçerikler değişmediği sürece medresedeki fetvalarla entelektüel faşizm arasında yalnızca zaman ve mekan farkı kalmaktadır. Akademi ve İktidar dosyamızdan sonra bilgi ile iktidar arasındaki mesafeyi ve hoşnutsuzluğu kaldırmak için örnek portreleri Akademidekiler’le somutlaştırdık.
Bir sonraki uğrağımız Hukukun Üstünlüğü olacaktır. Ardından, Türk düşüncesinin son bölümünde Şerif Mardin, İlber Ortaylı gibi isimlere yer açarak şölenin geri kalanını merakla bekleyeceğiz.
AKADEMİDEKİLER HALİL İNALCIK Ziya Gökalp Yüzyıla Damgasını Vuran Düşünür
COŞKUN ÇAKIR “Devletin Tarihinden Toplumun Tarihine” Yeni Bir Tarih Paradigması ve Ömer Lütfi Barkan
NECATİ ÖNER Profesör Nusret Hızır
KURTULUŞ KAYALI Niyazi Berkes ya da İyimserlikten Kötümserliğe Sürüklenmesine Karşın Düşünsel Tercihinde Israrlı Bir Entelektüelin Portresi
TAŞKIN TAKIŞ Değerler Levhasının Tersine Çevirilişi: Hilmi Ziya Ülken
ERSİN KALAYCIOĞLU Tarık Zafer Tunaya: Osmanlıdan Cumhuriyete Siyasal Kurumlar ve Çağdaşlaşma
ÖZER ERGENÇ Halil İnalcık Neden “Büyük”?
EROL ÖZVAR Mehmet Genç: Belgeden Modele Uzanan Bir Portre
DURSUN AYAN Sabri F. Ülgener’in Türk Düşünce Kültüründeki Yeri
BÜLENT ARI & SELİM ASLANTAŞ Türkiye’de Modern Tarihçiliğin Öncüsü Fuad Köprülü
YILMAZ ÖZAKPINAR Türkiye’de Bir Mümtaz Turhan Yaşadı
TÜLAY BOZKURT ŞİMŞEK Muzaffer Şerif Başoğlu
|