logo-facebooklogo-twitter
Detect language » Turkish
Sayı 56: Psikanaliz Dersleri

İTİRAF HEPİMİZE İYİ GELİR

d56André Malraux, bir din adamına “Elli yıldır bu meslektesin, söyle bakalım insanlık hakkında şimdiye kadar ne öğrendin?” diye sorar. Karşısındaki cevap verir. “Öncelikle, insanlar düşünebildiğinizden çok daha mutsuz…ve sonra şöyle bir gerçek var ki, yetişkin insan diye bir şey yok.”

İtiraflar, bir din adamıyla psikiyatrı ortak noktada buluşturur. Mabette korku ve tevazuyla fısıldanan bir yakarış divana uzanmış nikbin bir ruhun şikâyetlerinde dile gelir.
Bütün mutsuzluklar tek tek itiraf edilmeye başlandığında, insanın “büyük kayıp”larını aramaya çıkmış imgesiyle karşılaşırız. İnsan, yas tutar bir halde, “büyük kayıp”larını aramaya koyulmuş bir varlığı anımsatır. O neyi kaybetmiştir de kendini bir “arayış” içinde hisseder, sürekli yurdunu özler? Bu arayış geleceğe doğru bir huzur ve sükûna erme gayreti mi, yoksa geriye dönük derin bir eksikliğin ifadesi midir, bilinmez. Ancak tüm arayışlarda, kayıp bir cennet, kusursuz bir an, yitirilmiş bir çocukluk vardır. Pek tabii, kaybedileni bulmak adına hangi güzergâhtan geçilirse geçilsin, hangi yol seçilirse seçilsin tek başına tüm yanıtlar tam bir yüzleşme olmadan eksik kalacaktır.

Psikanaliz, insanın neyi kaybettiğine ilişkin geniş bir yorumlamadır. Uygulanan yöntem içerisinde çocukluktaki ilk kırılmalar, ilk kopuş anları büyük bir önem taşır. Çünkü, kişi ile dünya arasında kapanmayacak “mesafe”nin izleri bu çağlarda belirir. Yaşamda karşılaşılan derin travmalar, aslında ilk travmaya bir geri dönüştür. Freud’un çalışmalarında görüldüğü üzere sürekli başlangıca döneriz. Sözgelimi, aşk ve sevgi çocukluğun en mutlu anını yeniden yaratma isteği değil midir? Çocukluğun “unutulmuş” bazı anları ve hatırlanmak istenmeyen sahneleri yaşamın ileriki safhalarını her bakımdan belirleyebilecek bir kudrete sahiptir. İlk algılar, korku ve kaygının istem dışı buyur edilişi, olumlu-olumsuz kişilik özellikleri, geçmişte yıldızların parladığı ve söndüğü anlara benzetilebilir.

Pascal’ın deyişiyle küçücük bir noktanın sonsuzluk üzerinde hâkimiyet kurmasını çağrıştırır bu durum. Ya da benliğimiz sonsuzlukta göremediğimiz karanlık bir noktaya hapsolmuş vaziyettedir. Belki de, umutsuzluk ve sıkça tekrar edilegelen yaşamın tekdüzeliği bir ölçüde ruhun sabit bir noktaya saplanıp kalmasından ileri gelir. Çünkü tekrar hissi yaratan şeyler ruhun yöneldiği, kendine ‘ideal’ kıldığı, vazgeçilmez bulduğu sabiteleri oluşturmaktadır. Gelecek mefhumu her türlü değişime fırsat tanırken, hiçbir şeyin aşılamayıp da çocuklukta açılan bir yaranın bütün yaşam boyunca “kendini ifade etmek” istemesi, esasen acının ve hayâl kırıklığının ısrarla nerede olduğunun gösterilmeye çalışılması ne hüzünlüdür! Bu yönüyle, bütün ‘yetişkin’ler, geçmişte dağılan sevgi parçalarını, rengârenk oyun taşlarını benliklerinin aynalarında kendince bir araya getirmeye çalışan çocuklara benzerler.

Psikanalizin uğraşısı insandaki bilinçdışını keşfetmeye yönelik bir çabadır. Divandaki hastanın bazen basitçe geçiştirdiği, söylemek istemediği ya da tam olarak ifade edemediği şeyler, hiç adım atılmamış, hiç izi sürülmemiş ya da hiç dokunulmamış bir dünyanın kapılarını ardına kadar aralar. İtiraflar, anlatılar, serbest çağrışımlar, anılar, imge ve rüyalar psikanalistin ruh arşivinden topladığı malzemelerdir. İnsan ruhunun arşivlerinde gezindikçe, orada bilinmedik ne melankoliler yatmakta, ne fobiler ne nevrozlar uyumakta, ne histeriler kahkaha atmakta, ne şizofreniler birbiriyle dans etmektedir! Kaygı ülkesinin karanlıklarına indikçe kendi adasında yaşayan milyonlarca Robinson görülür. Dehlizlerde keşfe çıkan psikanalist, gerçeğe ayna tutmak adına çözümlemelerini hep başka bir evrene yansıtır. Muhtemeldir ki, bilinçdışında gezinen, yaşamımıza ortak olan ikinci bir kişi daha vardır. Kimdir, bu meçhul varlık? Binbir Gece Masalları’ndaki acımasız cellât mı, yoksa Kafkaesk öykülerden süzülüp gelen bir karakter mi?…Müdahale eden, kesintiye uğratan, yasaklar üreten, acımasız sorgulamalara girişen, yargılayan, kuşku tohumları eken ve dahası ağır bir yorgunluk hissi veren…Kendimizi tanımadığımız anlarda, örneğin hiç beklenmeyecek bir davranış sergilediğimizde bu kişi bize çok yakın, dış dünyayı olduğu gibi kabul edip onayladığımızda, yani ideal mutluluk anlarında çok uzağımızdadır.

Evet, itiraf hepimize bir nebze olsun iyi gelir. Sağaltıcı bir merhem yerine geçer. Ruhumuza dokunur, yaraları öper ve okşar. Kendimizle ve başka varlıklarla yeniden hasbihâl imkânı sağlar. Benliğin karanlık duvarlarındaki pencereleri açar. Ve hiç umulmadık anlarda, “yaşama sevinci” tekrar geri döner, anksiyete suları bir müddet durgunluk kazanır.

HASBİHÂL: BİZ RUHÎ BEY’LER NASILIZ?
Nur Vergin 
Kişisel Tarih ve Kimlik İnşası: Nasıl Türk Olunur?

PSİKANALİZ DERSLERİ
Hakan Kızıltan 
Narsisizm ya da Ruhsallığın Ontolojisi

Raşit Tükel
Anksiyete, Savunmalar ve Nesne İlişkileri:
Freud ve Melanie Klein’ın Çalışmalarına Bir Bakış

Erich Fromm 
Nevrozun Bireysel ve Toplumsal Kökeni 

Nilüfer Erdem   
İlk Sahne: Gerçek mi, Düşlem mi?

Özge Soysal 
Bilmemek ve Dile Getirmek Arasında: Psikanalizin Bilinçdışı Öznesi 

Saffet Murat Tura
Totem ve Yabancı

Ecem Zaimoğlu 
Rüya: Göğe Yükselen Merdiven

PSİKANALİZ VE SANAT
Halûk Sunat 
‘Yaratıcı Sanatsal Edim’ ve ‘Yüceltme’nin
Psikanalitik Bağlamda Sorgulanışı

Melis Tanık
Frida Kahlo: Aynadan Tuale Aktarılan Sessiz Çığlık

D.W. WINNICOTT
Bella Habip 
Özgürlük Arayışına Adanmış Psikanalitik Bir Yaşam Donald Woods Winnicott (1896-1971): Düşüncesi ve Pratiği 

JULIA KRISTEVA
Nilgün Tutal 
Bu Epigraflı Bir Yazı Olacak

Zafer Çeler
Julia Kristeva ve İçimizdeki Yabancı

DİVANDA, KÜRSÜDE VE MASADA PSİKANALİZ
Talat Parman 
Psikanaliz Nerdedir?
Psikanalizin Bir Güçlüğü Olarak “Uygulamalı Psikanaliz”

Tevfika İkiz 
Üniversitede Psikanaliz Öğretmeli miyiz?

Coşkun Taştan
Türkiye’ye Erken Giren Psikanaliz Neden Geç Kurumlaştı?

PSİKANALİZ VE TİYATRO
Zeynep Özen Barkot
İzleyici-Özne Sorunu Bağlamında Lacan Sonrası Psikanalitik Film Kuramı

Petru Golban   
Modern Tiyatroda Antik Miti Diriltme Aracı Olarak Psikanaliz

 

 

Dergi Son Sayılar

News image

Sayı 60: Işık Doğudan Yükselir I

Doğu’ya dair müzikten edebiyata sanattan düşünce ekollerine kadar bir ilginin zaman zaman gün yüzüne çıktığını söyleyebiliriz. Öncelikle araştırılması gereken...

News image

Sayı 59: Türk Sosyalizminin Eleştirisi

Geçen yüzyıllarda evrensel sol birikim, en temel insanî meseleleri ortak bir paydada çözümleme noktasında büyük bir çabanın ve heyecanın...

News image

Sayı 58: Türk Muhafazakârlığının Eleştirisi

Muhafazakârlık her şeyden önce bir “hissiyat” biçimine bağlıdır. Bu düşünceyi geniş bir hassasiyetler çatışması içinde tanımlamak, onu belli bir...

News image

Sayı 57: Türk Liberalizminin Eleştirisi

Türkiye’de farklı siyasî akımlar üzerinde fikir yürütmek bir bakıma uzun modernleşme serüveninin derin zıtlıklar içeren yapısını başka formüllerle yeniden...

Son Yayınlanan Kitaplar

News image

Yeniçağ Alman Edebiyatı - Gürsel Aytaç

 'Klasik bir milli yazar ne zaman ve nerede ortaya çıkar?” Soruyu soran Alman edebiyatının zirvesi Goethe'dir.'Dunya edebiyat-weltliteratur' kavramını dunyaya armağan eden bu toplumun içeride...

News image

Çağdaş Alman Edebiyatı - Gürsel Aytaç

 Son derece vaatkâr bir başlangıç ile modern zihniyet, modern bilim ve teknolojiler, ilerleme ve Aydınlanma düşünceleri, insanlara, ideal bir dünyanın, mutlu ve özgür bir...

News image

SOSYOLOJİ KURAMLARI TARİHİ - HANS FREYER

 Kendisini büyük bir coşkuyla toplumsal hareketlerin yasalarını öğrenmeye veren bu yeni bilgi dalı, kısa zaman içinde ustalarını yetiştirmekte zorlanmaz. Comte, Saint-Simon, Spencer, Durkheim, Le...

News image

Çağdaş Sosyoloji Kuramları - Ruth A. Wallace / Alison Wolf

 İnsanlar genel olarak kuram okumaya pek hevesli değillerdir. Onu okullar, fabrikalar ve banliyöler ile seçimler, düğünler, grevler, oyunlar ve futbol maçlarından muteşekkil 'gerçek dünya'nın...