EDEBİYATLA KISA BİRYOLCULUK
Edebiyat, sakladıkları ve gösterdikleriyle farklı zihniyetlerin ve bilgi yapılarının açığa çıkarılması noktasında muazzam görevler üstlenen güçlü bir sanat ve iletişim aracı. Edebiyatseverler ve edebiyat okurları yakından bilmektedirler ki, sanatçının kuyumcu ustalığıyla duyularında billurlaştırdığı her olgu, kristalize ettiği her varlık; benzersiz söyleyiş yeteneğinin ve üstün poem kültürünün doğasını yansıtır. Canlılık, sonsuzluk, mizah, saçmalık ve derin iştiha sanatçının deha kültürünü filizlendirir. Kırılganlıklarını besler, büyütür, olgunlaştırır, koparır, hattâ yabancılaştırır. Klasik eserleri ya da yeni Açık Yapıt’ları elimize aldığımızda kaskatı örülen bir duvarla karşılaşmayız, zırhlara bürünmüş bir egoyu, benliği okumayız. Önümüzde, yaşamın tüm güzelliklerini görülmemiş duyarlılıklarla sergileyen bir usta vardır, bir iktidar ve güç gösterisi değildir bu, yeri geldiğinde suçlarını itiraf eden, zaaflarını söyleyen, akla hayale sığmayacak muzırlıkları dile getiren bir cesaret... Ve okurla yazar arasında edebiyatın açtığı bu özerk alandan dünyayı, insanları ve çevreyi seyretme denemesinin nice farklı ve ilginç oyunları sergilenir.
Edebiyat bir taraftan “özne” sorununu çarpıcı ve dramatik biçimde ortaya koyarken, yüzleştiği başka bir alan, toplumsal realitelerin kendisidir. Edebiyatın, toplumsal izdüşümleri ayrıntılarıyla yansıtan dev bir ayna gibi işlev gördüğünü söyleyebiliriz. Roman, öykü, şiir, anı, deneme, piyes gibi edebî türler yalnızca metinle sınırlı tutulamaz; bunun da ötesinde, yazarın esinlendiği kaynaklar, beslendiği kültür ve tarihsel arka plan etkisini güçlü bir biçimde duyurur, hissettirir. Bu yönüyle edebiyat canlı ve dinamik yapısıyla sosyal bir arkeolojiye benzetilebilir. Toplumsal sorunlar, çalkalanmalar, ideolojiler, ütopyalar farklı anlatı ve söylem düzeylerinde bu metinlerde yeniden kurgulanır, yorumlanır ve edebî izlerini kaybetmeden somut anlam kümelerine kavuşur.
Bizdeki edebiyat ile ilgili tartışmalara gelince, ana eksen daha çok batılılaşma, modernleşme, kültür, kimlik, gelenek ve dil meselelerinde yoğunlaşmıştır. Bu tartışmalar verimli olmakla birlikte çoğu zaman siyasal perspektifin (daha çok dört başı ma’mur ideolojik bakışların) kıskacı altındadır. Siyasal bir projenin ürünü gibi düşünüyoruz edebiyatı. Yazar ne ölçüde çağdaş ya da geleneklerimize sadık kalmış mı? Siyasetteki yönelimlere paralel biçimde bazı dönemlerde kimi yazarlar ilgi görmüş, kimileri unutulmuştur. Bugün Tanpınar’ın değişik çevreler tarafından (neredeyse kırk yıl sonra) keşfedilmesini nasıl açıklayacağız? Yakup Kadri, Halide Edip’leri, lise müfredatlarında öğretildiği gibi Kemalist tonlamaların süzgecinden geçerek mi okumalıyız? Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet’in sosyalist kavrayışlarının ötesinde herkesin kendisini bulabileceği başka gündemleri yok muydu?...
Ve ne zaman, beylik takıntılarımızı bir yana bırakıp dilimizin estetik ve kültürel formları üzerinde konuşup, farklı dönemlerindeki edebî izleri tadabilme lüksünü yakalayacağız? Bu soruları dile getirmek bile düşündürücü, bir anlamda edebiyatımızın geleceği açısından umut kırıcıdır.
Umut kırıcı başka bir öge, bugünkü edebiyatımızda da patronaj kültürünün devamıdır. Reklam kampanyaları, rekor satışlar, imza günleri, yağmur gibi ödüller, karşılıklı iltifatlar, oligarşik çevre ve gruplar bizce edebiyat dünyasını diriltmekten çok, bitkisel yaşama terk etmektedir. Övgüyle takdim edilen best-seller’lar neredeyse on-on beş yıllık bir sözcük hafızasıyla kaleme alınmıştır. Mekânlar bellidir. Karakterler sipariş edilmişçesine hazır, göreve çağrılmayı beklemektedir. Kurgular, imgeler, sorunlar birbirinin tekrarı, bıktırıcı bir biçimde uzayıp gitmektedir.
Artık herkes kabul etmektedir ki, ambalajlanmayan bir yapıtın değeri uzun süre anlaşılmayacak, daha doğru ifade edilirse; güç ilişkilerinin verdiği avantajlar en iyi biçimde semirilerek gelecekte unutulmaya mahkûm kitaplar şimdilerde vitrinleri süslemeye devam edecek.
Gelecek yıllarda edebiyat ile ilgili tartışmaları gündemimize getireceğiz, getirmeliyiz. Ve “Neden bu kadar duyarsızız?” sorusunu ilk önce edebiyat için sormalıyız.