DÜN, BUGÜN, DAİMA...
İdeolojiler...Uzun bir hikâye... Şöhreti iki yüzyıllık zaman dilimine sığdırılamayacak kadar derin ve çarpıcı... Kavram, ilk kez, 1796’da, Destutt de Tracy tarafından ele alınır. De Tracy, duyumcu felsefesini belli bir program dahilinde geliştirmek için ideolojiyi “düşünce bilimi” anlamında kullanır. İlerleyen zamanlarda bu özel ve teknik formül aşılarak kavram birbiri ardına yorumlanır.
Toplum ve siyaset teorilerinde doğru/yanlış cetvelini çizen düşünürler için hareket noktası, Avrupa’nın değişen yapısı, ticarî merkezleri, yeni oluşan sınıflardı. İngiltere, Sanayi Devrimi’nde yoksul kalabalıklarıyla “dünyanın atölyesi” olarak iş görmekteydi. Fransa, Napoléon Savaşları’nın siyasî belirsizlik atmosferinde çalkalanıyordu. Pazar ilişkilerini canlı tutansa, geniş ve yaygın sömürge ağlarıydı.
İlk büyük eleştiri Marks’tan gelir. Tarihin dramatik değişimleri, geçmişin “idea” öğretileriyle açıklanamaz; artık bütüncül, rasyonel, kapsamlı tezlere ihtiyaç vardır. Marks, gerçeklikleri, zihnimize bazen sert bazen yumuşak olarak kazıyordu. O’nu dinlersek, ideoloji, bir yönüyle gerçekliği çarpıtan aynaya benziyordu. Diğer taraftan içinde bulunduğumuz bütün gerçekliği ondan bağımsız ifade edemiyorduk. İdeolojilerin bir mitos olarak kabul görmesinde onun gerçeklerden aldığı bağımsız güç yatıyordu. İdeoloji, en basit, en yalın gerçekleri efsaneleştirebiliyordu. Marks, ideolojinin bir yanılsama olduğunu “yanlış bilinç” denklemine dayandırmıştır. Yanlış bilinç, gerçek varoluşumuzu örten tabakaydı.
XX. yüzyıla gelindiğinde insanlık, varlığını örten, kendini gizleyen birçok karanlık tabakayla yüzleşmek zorunda kaldı. İnsanın tarihi karanlık tortular biriktirme tarihiydi ve ırkçılık söylemleri de bu tortunun çamura batmış hâliydi. Aydınlanmanın iyimser tahminleri, zihinler dünyasında saf karşılığını bulamadı. Bütün idealleştirici söylemlere rağmen ideolojilerin her zaman kör bir noktası mevcuttu.
XX. yüzyılda artık herkesin bir ideolojisi ya da en kötü ihtimalle ideolojisizliği vardı. Belki de daha kötüsü “ideolojilerin sonu”nu ilân etmek olabilirdi. Alt kültürler, alternatif hareketler, karşıt sanat akımları, dışlanan gruplar, üçüncü dünyalılar, kendi küçük ideolojik cephelerine sığınmakta geç kalmadılar. “Kimlik ve ideoloji” sorunu apolitik kalabalıkların mutsuz yüzeyini yansıtıyordu. Davranış kültürleri, alışkanlıklar tüketim ideolojisiyle açıklanıyordu. Manipülasyon, kitle iletişim araçlarının en etkin silahı olarak her “mesaj”a söylediğinden çok daha fazlasını söyletiyordu.
İdeoloji tartışmaları, dünya genelinde yaşanan krizlerle sürekli alevlenmeye devam etti.
İDEOLOJİLERİMİZİN İDEOLOJİSİ VAR MI?
Doğu Batı’nın ideolojiler sayısı katılımın genişliği nedeniyle 4 cilt olarak yayına hazırlandı. Bu sayılarda ideolojilerin siyasî, sosyolojik ve felsefî bakış açıları verilmeye çalışıldı. İkinci ve üçüncü ciltlerde ideoloji ekseninde Türkiye tartışmaları yer alıyor. Son cilt ise tarihçilere bırakıldı.
İlk sayımız, Batı’nın ideoloji yolculuğunda geldiği noktayı özetliyor, yani filmimiz sondan başlıyor. Yine de keskin sınıflandırmalara gidildiği söylenemez. Örneğin, ideolojileri konuşacaksak, onun taşıyıcısı rolündeki entelektüelleri de konuşmalıyız. Entelektüellerimizin bir ideolojisi var mıdır? Dikkat kesileceğimiz buysa, soyut tartışmalar yerine patrimonyalist ve bürokratik yapı, genel bilim anlayışı ya da zihniyet hayatımızın kültürel kodları incelenebilir.
Yaklaşık bin sayfayı içeren çalışmamızda metinlerin büyük bir kısmı, betimleme tutkusunu aşarak önemli tezlere yöneldi. Yönelinen nokta doğal bir arayışın neticesiydi ve bu arayış gerçeklerden uzak durmuyordu. Burada yazarların kayda değer birikimlerini varsayıyoruz.
Aşırı romantik tezlerden özellikle kaçınıldı. Öfke veya sevgi seline kapılarak bir dizi ahlâk yasası önerilmedi.
Ezberlenmiş sözleri tekrar etmek yerine ideolojilerin ideolojisini okumayı denemek zahmetli de olsa “dün, bugün, yarın” zaman dilimlerinin geçtiği yerde zihnimizi daha da berrak tutacaktır.
TAKDİM
Süleyman Seyfi Öğün
Türk Püritanizmine Dair Notlar
İDEOLOJİ VE SOSYAL BİLİMLER
Etyen Mahçupyan
Modernizmin Yabancılaşması
Türkiye’de Sosyal Bilimlerin Tıkanması Üzerine Bazı Düşünceler
Kurtuluş Kayalı
Memleketi Tanımak
RESMÎ İDEOLOJİ
Ahmet Yaşar Ocak
“Osmanlı Resmî (Yahut İmparatorluk) İdeolojisi” Meselesi
Halil İnalcık
Atatürk ve Atatürkçülük
ATÖLYE: SİYASET BİLİMİ ÇALIŞMALARI-II
Fuat Keyman
Sosyal Demokrasi ve Türkiye
Oğuz Adanır
Ulusal Burjuvazi ve Lâik Ahlâk
BİZ SİZ ONLAR
Mesut Yeğen
Yahudi-Kürtler ya da Türklüğün Yeni Hudutları
Necati Polat
Yeni Anti-semitizm: Efendi Üzerine Notlar
CİNSİYET POLİTİKALARI
Serpil Sancar
Otoriter Türk Modernleşmesinin Cinsiyet Rejimi
“ZİHNİYET, AYDINLAR VE İZM’LER”
Rüstem Erkan-Faruk Bozgöz
Aydınlar, Toplumsal Sınıflar ve İdeoloji
V. Ertan Yılmaz
Düşünce Hayatının İki Zıt Figürü: Entelektüeller ve İdeologlar
Berrin Koyuncu Lorasdağı-Hilâl Onur
Avrupa Merkezcilik Üzerinden Uygarlık Kavramına İki Farklı Bakış: Norbert Elias ve Cemil Meriç