|
AMERİKAYI YENİDEN KEŞFEDELİM I
Bir kıyamet senaryosu için düşünülebilecek neredeyse bütün ögeler ABD tarihinde toplanmıştır. Pek az senaryo bu kadar göz alıcı, gerçeğe yakın ve daha az yanıltıcı olabilir. ABD tarihindeki olaylar için ayrıca bir senaryo yazmak ya da komplo teorisi üretmek anlamsızdır. Bu ülkenin dünya üzerindeki doğal varlığı ve şimdiye kadar uygulayageldiği ezici hâkimiyet, komplo teorilerindeki kuru olay anlatımlarının çoktan ötesine geçmiştir. Britanyalı ve Avrupalı göçmenlerin doğurduğu, sonradan emperyal bir kudrete dönüşecek iri ve suni bir ülke... Tocqueville’e göre Amerika kıtası, “Nuh tufanının sularından yükselmiş gibi” bir görünüm arz ediyordu. Farklı uluslardan buraya yerleşen milyonlarca insan, Nuh’un gemisine âdeta ikinci kez ayak basmıştı. Avrupa’nın geleceğinden umut görmeyen ve Paris despotizminden bunalan kalabalıklar için burası şimdiye kadar görülmemiş bir serbestiyeti temsil ediyordu. Yeni Dünya, herşeyden önce özgürlük demekti. Özgürlük silahını Amerikalılar her fırsatta en etkili biçimde kullanmışlardır. Bu silahla boş ve bakir topraklar üzerinde her günahı işleyebilirdiniz. Âsi bir Amerikalı Marlon Brando şunları söylemektedir: “Hükümetimiz, Kızılderililerle neredeyse dört yüz anlaşma yapmıştı ve her birini teker teker çiğnemişti. Yapılan bu anlaşmaların hemen her metninde şu ifadeler yer alıyordu: ‘Irmaklar aktıkça, güneş tepede parladıkça ve çimenler yeşerdikçe bu topraklar sizindir ve sizin izniniz olmadıkça da, ne elinizden alınabilir, ne de satılabilir’. Evet, bütün bu anlaşmalar, yüce mahkemelerimizin takdis ve takdiriyle birer birer çiğnenmişti”. Fırsatlar manzumesinde vahşi bir rekabet, acımasız bir ikiyüzlülük ve sınırsızca elde etme tutkusu hüküm sürüyordu. Her başarılı eylem ardından meşruiyetini sağlayabiliyordu. Affedilmeyecek tek eylem mükâfatı olmayan bir davranıştı. Teşebbüs ruhunu tatmayan bir Amerikalı vaftiz edilmemiş gibiydi. Kısa sürede ülkenin dört bir yanı başarı hikâyeleriyle doldu, taştı. Herşeyin imkân dahilinde olabileceği inancı tek Amerikan mucizesiydi. Ve Amerikalılar’ın yaşamlarında sadık kaldıkları belki de tek inanç buydu.
ABD, gücünü ve hâkimiyetini nereden almıştır? Kapitalizm ve iki büyük Dünya Savaşı bu sorunun küresel çaptaki yanıtıdır, daha küçük ve görünmeyen fakat en etkili yanıtı ise Amerikan yaşam tarzının gündelik hayata nüfuz eden kabiliyetidir. Artık zafer çığlıklarını dinlemeye gerek yoktu. Belki de hiçbir İmparatorluğun gerçekleştiremediği ütopyayı sessizce ve yalın usullerle Amerika gerçekleştirmiştir. Şeytanîlik tam da bu olsa gerek. Tüketim kültürünün hiçbir kutsallık, ideoloji ve sınır tanımayan gücü karşısında dünyanın en ücra bölgeleri bile topyekûn teslime zorlanmıştır. Amerika’nın dünya hâkimiyetine giden yolları sayısız cehennem taşlarıyla döşenmiştir. Kuşkusuz siyasî geleneklerinde hiçbir ülkeyle tam bir ittifak kurmamak (Jefforsoncu siyaset) ya da merkezî otoritenin varlığını sürekli muhafaza eden Hamiltoncu anlayış, uluslararası arenada Tanrı adına “ebedî barış”ı talep eden yapay sözlerden daha gerçekçidir. Bu şekliyle Amerika’nın Püriten bağnazlığı ilginç sayılabilecek bağnazlık motiflerinden birini oluşturmaktadır. Halk meclislerinde, senatoda, mahkeme salonlarında, Kongre’de o bildiğimiz ifadelerle tekrar edilegelen, yasaları yüceltme, müreffeh bir ülkenin nimetlerinden hep birlikte yararlanma, atalara tapınma ritüeli her Amerikalı’nın işe koyulmadan önce edilen duaları anımsatmaktadır. Yalnızca kendilerinin iyi olduğuna ve bu iyiliklere kendilerini de inandıracak kadar bencilce bir söylemdir bu. 11 Eylül’den sonra güçlü bir şekilde dile gelen Amerikan İstisnacılığı, artık başka dünyaları da kendi bencilliklerine inandırmaya zorlamaktadırlar.
Türkiye’den bakıldığında ise bir Amerika fotoğrafı son derece flu kalır. Özellikle bu konuda herhangi bir muhalif söylem, Avrupa’nın nostaljik düşünsel mirası üzerinden geçinmek zorundadır (Kaldı ki, Avrupa’nın kültürel ve ideolojik kavramları Amerika’da ciddi akisler bulmamıştır).
Keşfettiğimiz Amerika hiçbir zaman olmadı. Bunun siyasî, ekonomik ve kültürel birçok nedeni sıralanabilir. İlginç bir nokta da, entelektüel camiamız konformist ve pragmatik bir hayat algısına sahipken dönem dö-nem bu konuda bir takım ‘radikal’ düşünceleri hatırına getirmesidir. Do-ğal olarak anti-amerikancı eleştiriler bile fazlasıyla yabancı ve Şeytan’ın her sabah, her akşam bizden duymak istediği kelimelerdir.
ESKİ DÜNYA Meldan Tanrısal Kolomb’dan Wovoka’ya Kızılderililer
Gülriz Büken Yerli ve Yerli Olmayan Evrenlerde Amerikan Kızılderilileri’nin “Yaşaya Kalış”ı: Sanat Yoluyla Kendi Kaderini Belirleme, Tanınma ve Güçlenme
Bülent Arı Avrupalılar Kozlarını Amerika Kıtası’nda Paylaştı
AMERİKA VE KİMLİK KRİZİ C. Akça Ataç & Bahar Gürsel Amerikan Apokaliptik’inin Dünü Bugünü
Fermâ Lekesizalın Amerika’nın Kuruluş Mitleri: Pastoral Cennet, Umutlar, Yeni Başlangıçlar
Ayşe Lahur Kırtunç Kim Bu Amerikalı, Bu Yeni Adam?
Oğuz Adanır İki Amerika: Gerçek ve Sanal
AMERİKAN TARZ-I SİYASET Lawrence B. Goodheart Joseph McCarthy’nin Günümüz Amerikasına Kalmış Olan Uğursuz Mirası
Ali L. Karaosmanoğlu Hiroşima’ya Giden Yol
Füsun Türkmen ABD’nin Dış Politikası: Devamlılık ve Değişim
Selçuk Çolakoğlu Asya-Pasifik’te Amerika: ABD’nin“Batı”ya Açılma Macerası
YENİ DÜNYA’YA GÖÇ Nazım İrem Eritme Potasından Eriyen Pota’ya: XXI. Yüzyılın Eşiğinde Amerika
Işıl Acehan Eski Dünya’dan Yeni Dünya’ya: Anadolu’dan ABD’ye İlk Müslüman Türk Göçü Üzerine
EDEBİYAT Nur Gürani Arslan Bir Zamanlar Türk Edebiyatında Amerika
SANAT Matthew J. Iannucci Post-Modern Anti-Kahraman Taxi Driver’da Kapitalizm ve Kahramanlık Amerikan, Travis Bickle Üzerine
Suzan Bakır Stieglitz’in Fotoğraflarındaki Yüce (!) Amerika
Orhan Kandemir Afrikalılar Cazı veya Blues’u İcat Etmek için Gelmediler Yeni Dünya’ya
|