ORTAÇAĞ AYDINLIĞI
Tanıdığımız dünyalar arasında Ortaçağ bize en uzak olanı. Yarı karanlık yarı belirsiz günahlarla yüklü bir geçmişin öznesine dönüştürülen bu çağ, tarih atlaslarında en sıradan bilgi kalıplarına kadar sevimsiz bir yüzün ayrıntılarıyla tasvir edilmiştir. Bu ürkütücü ve karanlık yüz, Roma ve Yunan uygarlığının, Rönesans ve Reform hareketinin, Hümanizm ve Aydınlanma dönemlerinin sahip olduğu gözkamaştırıcı ve parlak renklerinden yoksun bırakılmıştır. Oysa ortaçağın tek bir kalıba dökülmeyecek sayısız biçimi ve yorumu vardır. Bu yorum denemelerinin en kötüsünü tarih felsefesi getirmiştir. Eğer döneme ilişkin olumsuz bir yargı taşıyorsak farkında olmadan tarih felsefesi yapıyoruz demektir.
Tek bir ortaçağ yok ortaçağlar var. Toplumlar eşit ve benzeri süreçlerden geçmemiştir. Toplumları geniş şemalar halinde ele alan homojen zaman çizelgeleri sosyal ve ekonomik tarihin en önemli noktalarını gözden kaçırmışlardır. VIII. Yüzyılda İslam’ın yükselişe geçtiği dönemlerde Latin Batı’da bir bozgunun devir teslimi yapılıyordu. Germanik barbar halkların tozu dumana kattığı ortamda Roma’nın yıpranmış doğal haritasını yenisiyle değiştirmek asırlar sürecekti.
Ortaçağların yalnızca ruhani iktidarların ve dünyevi otoritelerin Gölgesi altında geçtiğini düşünmeyelim. Toprağa bağlı geleneksel kasaba yaşamında mutlak bir denetim olmayacağı açıktır. Evrensel amaçlar peşinde koşan Kilise ile bağımsız orta sınıfların keskin mücadelesi siyasi tarih açısından incelenmeye değerdir. Örfi hukukun çatısı altında meşruiyet, laik siyaset ve parlamento gibi kavramlar yavaş yavaş belirginlik kazanıyordu. Feodal yapı ve kurumların ‘geri ve durağan’ gibi sıfatlarla geçiştirilmesi Batı toplumlarının önemli bir aşamasını gözden kaçırmamız demektir.
Ortaçağ antikçağların güçlü bir yorumcusu ve modern bilimlerin kurucusudur. Modern bilim ve felsefenin kökenleri XV. ve XVI. Yüzyıl İtalyan Rönesans’ı ile anılmaya değer olsa da, “yeniden doğuş” XII. Ve XIII. Yüzyıllarda Paris, Oxford, Cambridge, Bologna, Padua gibi şehir merkezlerinde lonca halinde teşkilatlanan üniversitelerde gerçekleştirildi. İslam bilginleri Kahire, Bağdat, Şam, Endülüs okullarında teoloji, metafizik, mantık, tıp, astronomi, cebir, geometri, gramer dersleri veriyordu. Toledo’daki çeviriler sayesinde farklı diller ve kültürler kaynaşmıştı. Hem Hıristiyan Batı’da, hem İslam doğusunda birbirinden son derece farklı mezhep,akım ve düşünce sistemleri iç içe örülüyordu. Yahudi, Hırıstiyan ve İslam dinleri ilk defa uygarlığın gerçek birer taşıyıcısı ve aktarıcısı rolüne bürünmüştü.
Bütün bunların yanında, dünyanın alegori ve simgeler aracılığıyla resmedilmesi ortaçağ sanatının başarısıdır. Sanatla birlikte varolan mistik anlayış olağanüstü karşıtlıklardan faydalanıyordu. İkili bir yapı içerisinde, yargılamanın ve bağışlamanın, korkunun ve eğlencenin, aşkın ve öfkenin, gecenin ve gündüzün, müziğin ve mevsimlerin tekabul ettiği bir anlam, her nesnenin konuştuğu bir dil vardı.En küçük lirik söyleyişlerden Gotik katedrallerin binlerce süslemesine kadar tanrısal inceliğin mantık oyunları sergileniyordu: Duru bir güzellik görüyorum, gelip geçici varlıklar bir işarettir yalnızca. Öyleyse görünenin ötesinde görünmeyen bir neden olmalı…
Biz bu sayıda bir tezi dile getiriyoruz: Ortaçağın karanlık bir sayfa olmadığının altını önemle çiziyoruz. Ortaçağın ruhunu ve karakterini anlamak yalnızca felsefe tarihinin adalet dağıtan uzun pasajlarını okumaktan geçmemektedir. Küçümsenen, geride kalan, atlanan, uzakta tutulan ve nihayet hiç anlaşılmayacak olan da genel tarihin bir parçasıdır. Bunlar arasında Ortaçağ’da ilim öğrenmek hevesiyle yola koyulan öğrenciler de vardı ve yürüdükleri yol muhtemelen kendilerine ‘karanlık’ görünmüyordu. Nihayetinde, bu sayıyla birlikte, şehirden şehre dolaşan bu gezgin öğrencilerin yanında yürümek istiyoruz.
ORTAÇAĞ AYDINLIĞI
Zeki Özcan
Ortaçağ’da Birey ve Bireyleşme
Jacques Le Goff
Ortaçağ’da Batı Avrupa
Mehmet Ali Kılıçbay
Ortaçağ’ın Orta Malı Olmadığına Dair
Burçin Erol
Ortaçağ Avrupası ve Üniversiteler
Turhan Kaçar
Ortaçağ’ın Dinsel Fermantasyonu
A. Kadir Çüçen
Kötülük Problemi
Nazım İrem
Karanlık/Aydınlık Anlatısı Olarak Ortaçağ ve
Eski/Yeni Tarih Yazımı
“UYANIŞ DEVİRLERİNDE TERCÜMENİN ROLÜ”
Bekir Karlığa
Doğu-Batı Düşüncelerinde
On Üçüncü Yüzyıl Dönüşümü
SÖYLEŞİ
Betül Çotuksöken’le Ortaçağ Üstüne
MÜZİK
Ahmet Soysal
Ortaçağ’da Batı Avrupa Müziği
“ORTAÇAĞ YOK, ORTAÇAĞLAR VAR”
Ebru Yener
Ortaçağ’ın Aydınlık Yüzü: Endülüs
Hüseyin Can Erkin
Japonya Ortaçağı’nda Zen Işığı
İNCELEME
Richard Dietrich
Digenēs Akritēs Destanı’nda Bizans-Müslüman İlişkileri
HUKUK/SİYASET
Aydın Albayrak & Cem Deveci
Ortaçağ Sonunda Evrensel Hukuk Arayışı ve İnsan Hakları: Vitoria’nın Siyaset Kuramı
TARİH DERSLERİ
Sencer Divitçioğlu
Saruhanlı Beyliği’nin Kıpçak Kökenli Olma İhtimali
(XI-XIV. Yüzyıllar)
Hüseyin Kayhan
Haçlılar Karşısında Selçuklular