MİNERVA’NIN BAYKUŞU
Düşüncelerin, çoğu zaman bizimle birlikte ileri doğru akıp giden bir yaşam dilimine ortak olduklarını sanırız. Oysa geçmişin yüksek değerlerden oluşan ilk yaprakları, tüm zamanların önünde bir son ütopya olarak durmaktadır.
Antik dünyayı sona ermiş bir altın çağ olarak tahayyül edemeyiz. İnsanlık yürümeyi ilk defa antik dünyada öğrenirken, gidilebilecek en son noktada, yani akıl, adalet, erdem, özgürlük ve bilgelik kelimeleri etrafında mucizevî yapılar inşa etti. Ve bütün bir Akdeniz havzası, Yakın Doğu ve Mezopotamya kültürü, Yunan ve Roma klasikleri, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm dinleri, Doğu felsefeleri bu soylu yapıların mimarı oldular.
Antik dünya son derece basit bir ruhu temsil ediyordu. Tüm varlıklar basit ama son derece dingin bir hayatın içinde yer alıyorlardı. Bu dönemde her davranış köklü bir ikame demekti ve eylemlerin ödüllendirici ve cezalandırıcı karşılıkları bulunmaktaydı. Hiçbir şeye sahip olmayan insan önce kendi ‘varlık’ını taşımasını öğrendi ve sonra doğanın dilini duyular yoluyla çözmesini öğrendi. Aynı gökyüzünü temaşa eden insanlık, gökyüzünün berraklığında sevgiyi, siyah bir tüle boyanışında korkuyu gördü. İnsanlar, gözlerini açtıklarında hayretlerini gizleyemeyecekleri bir genişlik ve tazelik elde ettiler. Kasırgalar koptuğunda, fırtınalar dindiğinde tabiatın bir dev gibi uyanışını gördüler. Rüzgârların alçalıp yükselen çizgilerini seyre daldılar. Öfkeyi yıldırımların şiddetinden çıkardılar. Yıldızların yanıp sönüşünde, gündüz ile gecenin yer değiştirişinde hikmeti aradılar. Aşağı âlemde, toprağın ve uykunun sessizliğine kapıldılar. Ölümün soğukluğunu tattılar. Canlıların nefes alıp verişindeki ahenge kapıldılar. Uzun bir vakit, ormanlarda, derin kuytularda vahşiler gibi gezindikten sonra birbirlerini aramaya koyuldular. Hanelerini kurdular. Ve sonra çoğaldılar. Nehirleri, ırmakları belli edip, hudutları çizdiler. Ölçüyü ve sayıları buldular. Doğanın çıkardığı her seste harfleri keşfettiler ve onları yan yana dizdiklerinde, harflerin tamamında sözün sırrına erdiler. Şiirle bunları terennüm ettiler. Ve taklit buradan doğdu.
Doğayı taklit ederken, renkleri kavuşturdular, eşyaları boyadılar, süslenmeyi öğrendiler. Sabit bir noktaya baktıklarında irkildiler, yüzlerinde derin bir yakarış, acı bir dua gezindi. İradelerini, evreni küçük bir noktaya getirinceye dek beklettiler, terbiye ettiler. Üst hakikat, varlıkların özünü keşfetmekti. Hakikati sonsuz boşluktan çıkardılar. Varlık da yokluk da birdi, iyi ile kötü eşti. Her şey bir bütündü, kutuplar sonradan doğdu. Yeryüzü ile gökyüzü arasına bir duvar çekildi, merdivenler kuruldu. Ruhlar sonsuz yolculuğuna hazırlanırken, cennet ve cehennemin kapıları açıldı. Gurur ve kibir kendini gösterdi, kinden derin çukurlar kazıldı, arzu ve şehvet kendini belli etti. Şeytanın tatlı alevleri dört bir yanı sardı. Ve intikam galip geldi. Ama gene de insan kayrıldı, şefkat ve merhamet galip geldi. Çünkü vicdan, derin bir güçsüzlüğü boynuna dolamıştı.
Bu tam da sınırda olmak demekti, aşağıda boş vakitlerin ayartıcılığı göz kırparken yukarıda melekler sorumluluk duygusu içinde başlarını eğip sessizce bekledi. Tam unutuş hiçbir zaman mümkün olmadı. Dağlar aşıldı, bulutlar geçildi derken gerilerden vicdanın sesi çok duyuldu. Unutmayacaksın, denildi. Kötüye el çırpmayacaksın. Kötünün içindeki iyiyi arayacaksın. Bakışların sonsuz iyi niyetle dolacak!
İşte senin tüm kuvvetin budur...denildi. Derin bir yorgunluğun ardından, yarın olduğunda ve toprak tazelendiğinde, hayat diriliş tohumlarını her yana saçtı. Güneş doğduğunda umutsuzluk terk edildi. Acılar, tekamül etmek için birer küçük mucizeydi…Yaşlılar, doğanın sonsuz neşesini çocuklarda buldu. Bir ışık hüzmesi geçti kâinatın üstünden, Minerva’nın baykuşu kanatlarını çırptı, bilgi kâsesi saf ışıkla doldu ve tüm zamanların bilgeleri melekût âlemine yükseldi.
TAKDİM
ERTUĞRUL R. TURAN
Küskün Tanrılar, Uykusuz Ozanlar, İsimsiz Acılar
BAB
İLKER AYTÜRK
Eyüp: Soğuğa Açılan Kapı
HERMES & HERAKLITOS
CANER IŞIK
Eski Dünyanın Kadim Bilgesi Hermes
JOHN BURNET
Efesli Heraklitos
ANTİK DÜNYA BİLGELİĞİ
SEMA ÖNAL
Hikmet (Bilgelik) Üstüne
BEDİA DEMİRİŞ
Antik Çağda Dil ve Gramer
ERMAN GÖREN
Antik Çağ Destan Geleneğinde Ruh ve Öte Dünya
TURHAN KAÇAR
Pax Romana’nın Gölgesinde İkinci Sofistler Dönemi ve Bir Sofistin Kaleminden Roma İmparatorluğu
OKTAY TAFTALI
Sofist Bilgeliğin “Empirist” Dayanakları Üzerine
C. AKÇA ATAÇ
Britanya için İmparatorluk Dersleri: Sparta ve Atina
MİTOLOJİ
TURHAN YÖRÜKÂN
Aphrodite’nin Yunan ve Roma Mitolojisine Dahil Edilmesiyle Oluşan “Syncretic” Bütünleşme
DOĞU
JOHN TAIT
Mısır’ın Bilgeliği: Klasik Görüşler
N. K. DEVARAJA
Öz ve Özgürlük: Vedāntik ve Fenomenolojik Görüşler
KEMAL BAKIR
Konfüçyüs, Bilgelik ve Eğitim
KENZ
HAŞİM KOÇ
XVII. Yüzyılın Ortasında Osmanlı Coğrafyası’ndan Antik Dönemlere Bir Bakış: Kâtip Çelebi’nin Eserlerinden Seçmeler