• Kaplumbağa Terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi

  • 15,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Osman Hamdi Bey (1842-1910): Türk sanat ve düşünce hayatına büyük katkılar sunmuş, Osmanlı Devleti’nin son döneminin önemli sanatçılarındandır. İstanbul’da dünyaya gelen Osman Hamdi Bey, ülkenin eğitim için yurt dışına gönderilen ilk öğrencilerinden ve ilk maden mühendislerinden olup, sadrazamlığa kadar yükselen İbrahim Ethem Bey’in oğludur. Paris’te hukuk eğitiminin yanısıra resim ve arkeoloji eğitimi de aldı, okuldaki hocaları, dönemin tanınmış ressamları olan Jean-Léon Gerôme ve Gustave Boulager idi. Osman Hamdi Bey’in, Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti, resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e gönderir. Bu üç isim, Batılı anlamda Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturur. 1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, Osman Hamdi Beyi Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğüne tayin eder. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarlarlar. Binanın yapımı ve akademik kadronun kurulmasının ardından okul 2 Mart 1883’te öğretime açılır. Osman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirir. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başlar. Tüm bu çabaları, onu çağdaş Türk Müzeciliğinin kurucusu yapmıştır. İskender Lahdi, Osman Hamdi Bey tarafından 1887 yılında Sayda’daki (eski adi Sidon) kral mezarlarında yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur. 1875 yılında Kadıköy’ün ilk belediye başkanı olarak görevlendirilir ve bu görevi bir yıl sürer. 1881’de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) Müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atanır.

Eserlerinde oryantalizmin etkisi görülmekle birlikte, çalışan ve düşünen insan figürü ön plandadır. Osman Hamdi Bey’in eserlerinde arka plan ve ana kurguyu mimarî ögeler oluşturur. Kendi çektiği veya çektirdiği fotoğraflardan resimlerinin kompozisyonunun kurgusunu oluşturan ressamın bu yapı içerisine figürlerini ve tercih ettiği eşyaları yerleştirdiğini görmekteyiz. Türk resim sanatına figürü, kompozisyonun önemli bir ögesi olarak yerleştiren ilk sanatçı Osman Hamdi Bey’dir. Yapıtlarında titiz bir işçilik ve ayrıntı ön plandadır. Resim çalışmalarında fotoğrafları, kareleme yöntemiyle yararlanmıştır. 


Kaplumbağa Terbiyecisi: Türbe, Cami içi vb. gibi mekânlarda canlandırdığı “Hoca” modeli aslında kendisidir. Kaplumbağa Terbiyecisi’nde, etekleri işlemeli kırmızı kıyafetli sakallı adam (derviş), ellerini kalça hizasından arkaya alarak ney tutmakta. Belini hafiften öne doğru kırmış, başı önüne bakıyor. Bu, adama olgun fakat aynı zamanda yorgun bir görüntü vermiş. Başına gelişi güzel sardığı yemenisinin üzerine dervişlerin kullandığı arakiye adlı başlığı takan figürün sırtında (pek çok yorumcuya göre) nakkare ya da kudüm adlı verilen bir çeşit davul asılı. Boynundaki kıskaç biçimli nesne, kimine göre ud çalmak için kullanılan mızrap, kimine göreyse nakkareyi çalmak için kullanacağı baget. Bunlar, Mevlevî musikisinin icrasında kullanılan dört önemli enstrümandan ikisi. Nakkare Mevlevî musikisinin temel enstrümanlarından birisidir. Ney ise Mevlânâ’nın Mesnevî’nin başında bahsedecek denli önemsediği bir müzik aletidir: “Dinle ki, neyden şikâyet ediyor; ayrılıkları hikâye ediyor...” Ney huzurdur, sabırdır... Zeminde ise toplamda beş kaplumbağa görüyoruz. Yeşil yaprakları yiyen bu kaplumbağalar, derviş tarafından eğitilmektedir. Kaplumbağalarla ilgili rivayet ise şöyle; Lâle Devri’nde açık havada yapılan eğlencelerde kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilir ve bunlar bahçede gezinmeye bırakılırmış. Bu manzara da saray erkânının hoşuna gidermiş... Resimdeki mekan, Bursa’daki Yeşil Camii’dir. 1390’ların sonunda tamamlanan ve Osmanlı Mimarisinin en değerli örneklerinden biri sayılan camideki çinilere ve hat sanatını görüyoruz. Osman Hamdi Bey’in tablonun ilhamını nereden aldığı ve anlamına dair çeşitli görüşler mevcuttur. Osman Hamdi Bey’in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun halini anlattığı şeklinde yorumlandığı olmuştur. Kaplumbağaların esin kaynağının, Lâle Devrindeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Tablonun ikinci versiyonunun, 2009 yılında Sakıp Sabancı Müzesindeki bir sergide sergilenmesi sırasında, tablonun ilham kaynağına dair yeni bir iddia öne sürülmüştür. Buna göre Osman Hamdi Bey, “Tour du Monde” isimli Fransızca bir derginin 1869 tarihli sayılarından birinde gördüğü bir gravürden esinlenerek bu tabloyu çizmiştir.

Boyut
Boyut 50x70cm