Doğu Batı Sayı 115: Filozofların Spinoza'sı
- 350,00 TL
-
262,50 TL
- Stok Durumu: Stokta Yok
- Genel Yayın Yönetmeni: Taşkın Takış
- Sayı Editörü: Barışcan Demir
- Onursal Kurucuları: Halil İnalcık, Şerif Mardin
- Yayın Kurulu: Oğuz Adanır, Ali Akay, Simten Coşar, Özcan Doğan, Kurtuluş Kayalı, Cansu Özge Özmen, Armağan Öztürk, Özgür Taburoğlu, Aytaç Yıldız
- Dergi Başlığı: Filozofların Spinoza'sı
- Dönem: Kasım, Aralık, Ocak 2025-26 [Yıl 29, Sayı: 115]
- Basım Bilgisi: 2000 Adet / 1. Basım: Şubat 2026
- Sayfa Sayısı: 277
- ISSN: 1303-7242
- Barkod: 9771303721152
- Boyutları: 16,5 x 24 cm
SPINOZA’NIN
FİLOZOFLARI
Melike Molacı
Spinoza’nın “Stoacı” Bireyi: Özel Nitelikli Bir Bedenin Ratio’su
Ahmet Aktaş
Spinoza - Machiavelli Karşılaşmasını 21. Yüzyıl için Yeniden
Düşünmek: Yasa, Yönetim ve Çatışma Sarmalında Özgürlük
Kudret Aras
Descartes Felsefesinin
İlkeleri’nden İtibaren Spinoza’nın Descartes
Felsefesine Yönelik Eleştirisinin Temelleri
FİLOZOFLARIN
SPINOZA’SI
Övünç Cengiz
Arzuyu
Arzulamak: Hegel ve Spinoza’da Özgürlük
Zeynep Talay Turner
Nietzsche’nin
Spinoza ile Karşılaşması
Sevinç Türkmen
Spinoza ve
Marx’ın Materyalizminin Temel Önermeleri ve Yeni Materyalizm
Erdem Bulduruç
Epistemolojik
Kopuş’un Marksist Spinoza’sı: Althusser
Barışcan Demir
Deleuze
ve Spinoza’nın Karşılaşmasında İfade, İçkinlik, Yapı ve Oluş
Cengiz Baysoy & Sinem Özer
Antonio Negri’nin Conatus’u: Spinoza
Savaş Ergül
Alain Badiou’nun Spinozaları: İki Ontoloji
Arasındaki Mesafeyi Katetmek
Agon Hamza & Frank Ruda
Bugün Spinoza: Pierre
Macherey ile Söyleşi
SUNUŞ
Spinoza’nın yüzük mührü,
çoğunlukla bu yüzükte yer alan “caute” (temkin) kelimesi üzerinden
düşünülür. Evet, yer yer “Deccal” olarak anıldığına göre Spinoza’nın yaşarken
ve yazarken temkinli olması gerekmiştir. Öte yandan sırf bu gerçekle
yetindiğimizde, Spinoza’nın yüzüğündeki bir diğer yönü gözden kaçıracak gibi
oluruz: Bu yüzükte caute kelimesi dikenli bir gül motifinin altına
işlenmiştir. Eski Yunan’dan beri güzelliğin, aşkın, temizliğin ve saflığın
simgesi olarak kullanılmış olan gülün, özellikle de bir şeyin üzerine
işlendiğinde, bir diğer anlamı, bir diğer kullanımı daha vardır: Latincede “sub
rosa”, İngilizcede “under the rose” olarak geçen deyim bir tür “gizlilik”
anlamına gelmektedir. Bu bakımdan gül, onun çağrıştırdığı ilk anlamların, yani
güzelliğin, temizliğin ve aşkın birer kamuflaj olarak kullanıldığı, bu
kamuflajlarınsa tam da altında olan şeyi, tahminen istenmeyen bir şeyi
gizlediği bir sembol olarak belirir. Örneğin cadı avlarının söz konusu olduğu
dönemlerde, bazı kasabaların şifacılarının belli bir tavernanın altında hasta
kabul ediyor olduklarının, bu tavernanın tabelasına işlenmiş ufacık bir gül
motifi sayesinde anlaşıldığı söylenir. Şifa arayanlar gülün bir kamuflaj
olduğunu bilecekler ve sessizliği koruyarak o tavernaya gideceklerdir, cadı
arayanlarsa gülün güzelliğine takılıp geçip gideceklerdir. Bu bakımdan sub
rosa, bir yeryüzü ve yeraltı geleneğinin yaratılmasının adıdır.
Spinoza’nın bir cadı olduğu
söylenemez belki, ama hatırlayacak olursak ilk dosyanın sunuş yazısında onun
hem bir Minotor hem de bir labirent mimarı olarak değerlendirilebileceğinden
bahsetmiştik. Bu sefer de filozofun yüzüğünden hareketle yine benzer bir ikili
yapıya ulaşıyoruz: Karşımızda hem yeryüzünde temkinli davranan, bir anlamda
kamufle olmuş bir Spinoza var hem de bir yönüyle tıpkı yakalanırsa sonucun kötü
olacağını bilen bir şifacı gibi yeraltında ilerleyen, artık Deccal olarak
anılmasına rağmen Ethica’yı –sonradan onu yayımlatmaktan vazgeçeceği
kadar tehlikeli gördüğü bir kitabı– yazmaya devam eden bir Spinoza var. Elbette
hem yeryüzünde hem de yeraltında ikamet etmeyi deneyen bu ikili yaşamın sırf
Spinoza’ya değil, onun çoğu takipçisine de özgü olduğunu anlamalıyız, çünkü
yeraltına inmek zorunda kalmış bir Monotor’u labirentinde takip edebilmek için,
bizim de yeraltına inmemiz gerekiyor. Bu bakımdan 1965’te Althusser’in, bize,
sırf Spinoza’nın kendisinin değil, özel bir Spinozacılığın da tarihsel bir
bastırmanın konusu olmuş olduğunu, fakat felsefede bastırılan bu Spinozacılığın
aynı zamanda bir yeraltı tarihi olarak sürdürülmüş olduğunu dile getiren
sözlerine katılmamak elde değil. Spinozacılığın yolu, çoğunlukla sub rosa’ya
ihtiyaç duyan, diğer bir deyişle yeryüzü olarak adlandırabileceğimiz yerleşmiş
değerlerle ilgili problemlere sahip olup ve tam da bu problemler nedeniyle
kendiyle yeryüzü arasına mesafe koyanların dikenli yeraltı yoludur.
Bu dosyada ilkin, bir yeraltı
filozofu olarak Spinoza’nın, kendinden önce söz almış olan filozofları nasıl
yorumladığını, bu filozofları da kendisiyle birlikte yeraltına çekerek, onları
onların düşünce mekânında nasıl başkalaştırdığını tartışan yazılarla
karşılaşacaksınız. Ardından, Spinoza’nın biraz önce dile getirdiğimiz tavrını
kendilerine has bir tarzda devam ettiren ve çoğunlukla Spinoza’yla birlikte
yeraltına inmeye cesaret eden filozoflara ulaşacaksınız. Bu filozofların kendi
yeraltı kaynaklarına Spinoza’yı nasıl eklediklerine, dolayısıyla Spinoza’yı
nasıl başkalaştırdıklarına, deyim yerindeyse onu çoğalttıklarına tanık
olacaksınız. Böylelikle Spinoza’nın alacağı çoğul ekiyle birlikte sırf
Spinoza’nın değil, felsefenin de katmanlaşmasının, bir düşünce labirentinin
içinde kaybolurken bile yeni düşünce labirentleri oluşturulabileceğinin mümkün
olduğunu fark edeceksiniz. Bu yola Spinoza’yı değerlendiren filozoflarla
birlikte girmeyi seçerek bizi yeraltındaki labirentlere çeken yazarlara, Melike
Molacı’ya, Ahmet Aktaş’a, Kudret Aras’a, Övünç Cengiz’e, Zeynep Talay Turner’a,
Sevinç Türkmen’e, Erdem Bulduruç’a, Sinem Özer’e, Cengiz Bayson’a, Savaş
Ergül’e ve Pierre Macherey’ye; Macherey ile yapılan söyleşiyi bu dosyada
kullanmamıza izin veren Agon Hamza ve Frank Ruda’ya ve bu metni titiz bir
şekilde Türkçeye çeviren Bartu Şanlı’ya teşekkürü bir borç biliriz.
Barışcan Demir




