• Antikçağ’da Korsanlık

Antikçağ’da Korsanlık

  • 120,00 TL
  • 84,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Akdeniz’e kıyısı olan tüm halkların korsanlıkla ilgili uzun bir tarihi vardır. Bu tarihle ilgili de çok sayıda kitap… J.-M. Sestier, Akdeniz merkezinde korsanlık ve denizcilik tarihi ile ilgilenen okurların gözden kaçırmaması gereken bir çalışmayı kaleme alıyor. Antikçağ’da yazılan metinler arasından yüzlercesini belirleyip, bunlara modern araştırmacıların metinlerinde yakaladığı ilginç verileri de ekleyerek Akdeniz’e özgü nitelikli bir korsanlar ve korsanlık tarihini ortaya çıkarıyor. Bin yıldan çok daha uzun bir süre korsanlığın tüm Akdeniz’de niçin saygın bir meslek olarak kabul gördüğünü ve bu zihniyete Roma’nın ne zaman ve nasıl son verdiğini derinlemesine açıklıyor. Sonunda korsanlığı yasa dışı bir eylem olarak kabul eden Roma gerçekleştirdiği zihniyet değişikliği sayesinde Akdeniz’in yüzyıllar boyunca sakin, huzurlu bir denize dönüşmesini sağlamıştır. Böylelikle dünyanın bu coğrafyasında ticaret, kültür-zihniyet alanında çok hızlı bir gelişme yaşanmış, refah da artmıştır.

Bu yarı masalsı yarı gerçek görünüme sahip bir denizin tarihinde özellikle Ege Denizi ve Akdeniz bölgesiyle ilgili ilginç veriler yer almaktadır. Altın Post, Korsan prenslerin adası Samos, Sakız, Marsilya’ya göç eden Foçalılar, Didim’in karşısındaki bir adada korsanlara esir düşen Julius Sezar, muhteşem korsan kadırgaları, Kilikya olarak anılan Toroslardaki korsan, eşkıya yuvaları ve sıra dışı daha pek çok olayın yaşandığı bu coğrafyanın geçmişi hakkında bize şaşırtıcı bilgiler sunuyor. Korsanların Akdeniz’de hiç bitmeyen yolculuğu, deniz imparatorlukları, kıyı ve koylardaki amansız hâkimiyet mücadeleleri, savaşlar, esirler, köle ticareti ve ganimet peşinde koşan sayısız maceraperest… Tarih ile denizciliği buluşturan herkesin merakla okuyacağı bir kitap.

lsa da Machiavelli kendi politik düşüncelerini İtalya sahnesindeki durum üzerinden okurlarına sunuyor.


  • Yazar: J.-M. Sestier
  • Kitabın Başlığı: Antikçağ'da Korsanlık
  • Fransızca Özgün Metin: La piraterie dans l’antiquité
  • Çeviren: Oğuz Adanır [Fransızca]
  • Yayına Hazırlayan: Ufuk Coşkun
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 191; Tarih Dizisi - 23
  • Basım Bilgileri: 1. Basım: Ekim 2017
  • Sayfa Sayısı: 234
  • ISBN: 978-975-2410-81-7
  • Boyutları: 13,5 x 21
  • Kapak Resmi: Ulysses mozaikleri, Bardo Müzesi.

Çevirmenin Önsözü
 
Giriş
 
I. Bölüm
1. Antikçağ Korsanlığı Hakkında Genel Düşünceler İlkel Uygarlık - Denizciliğin Kökeni
2. İlkel Sosyal Devlet - Kaçırmalar ve Evlilik
 
II. Bölüm
1. Bacchus Efsanesi
2. Argonotlar
3. Homeros’un Kahramanları
 
III. Bölüm
Karyalılar ve Fenikeliler
 
IV. Bölüm
Korsanlığı İlk Engelleme Girişimi - Girit - Kral Minos - Rodos
 
VI. Bölüm
Yunan Korsanları
 
VI. Bölüm
Samos Adası - Tiran Polycrates - Tüccar Koleos
 
VII. Bölüm
Yunan Korsanlığı - Salamis - Egina
 
VIII. Bölüm
Med Savaşları Döneminde Doğu Dünyası
 
IX. Bölüm
Med Savaşları Sonrasında Yunanistan
 
X. Bölüm
1. Atina Egemenliği Altındaki Denizler
2. Atina Deniz Örgütlenmesi
 
XI. Bölüm
II. Philip ve Büyük İskender Döneminde Korsanlık
 
XII. Bölüm
Kartacalılar - Romalılarla Gerçekleştirilen İttifak Anlaşmaları - Sicilya - Siraküza Kökenli Messina Silâhşorları
 
XIII. Bölüm
Etrüskler - Liguryalılar
 
XIV. Bölüm
Roma ve Korsanlık
 
XV. Bölüm
Roma’nın Korsanlarla Yaptığı Savaşlar - İllirya - Kraliçe Teuta - Pharoslu Demetrius - Kral Gentius
 
XVI. Bölüm
1. Etolyalılar ve Yunan Haydutları
2. Balear Adalarının Fethi
 
XVII. Bölüm
Mithridates ve Korsanlar
 
XVIII. Bölüm
Korsanların Gücü - Caesar’ın Tutsaklığı
 
XIX. Bölüm
Publius Servilius Isauricus’un Korsanlara Karşı Yürüttüğü Sefer
 
XX. Bölüm
Giritli Korsanlar - Antonius ve Metellus Komutasında Gerçekleştirilen Seferler
 
XXI. Bölüm
Korsanların Kahramanlıkları - Şatafatlı Yaşamları ve Küstahlıkları
 
XXII. Bölüm
Gabinus Yasası - Pompeius - Silisya
 
XXIII. Bölüm
Kıbrıs Adası ve Mısır’ın Fethi
 
XXIV. Bölüm
General Sextus Pompeius ve Korsanlık - İmparator Augustus
 
XXV. Bölüm
Roma İmparatorluğu Döneminde Korsanlık
 
XXVI. Bölüm
Korsanlık ve Barbar İstilaları
 
XXVII. Bölüm
Antikçağ’da Korsanlık ve Denizcilik Yasaları
 
XXVIII. Bölüm
Korsanlık ve Köle Ticareti
 
XXIX. Bölüm
Korsanlık ve Edebiyat - Tiyatro ve Hitabet Okulları
 
Dizin

ÇEVİRMENİN ÖNSÖZÜ

 

Antikçağ tarihi belki de anlaşılması en güç tarihtir. Yüzlerce belki de binlerce aşiretin henüz uluslaşmayı doğru dürüst başaramadıkları bir dönemde hiç bitmeyen savaşlar, ittifaklar, ihanetler, düşmanlıklar, özetle sayısız olay okuyucu açısından içinden çıkılması oldukça güç bir öykülemeye neden olur. Aşiretlerin genellikle birbirlerine denk ya da yakın güçlere sahip olması bu zorluğun başta gelen nedenleri arasındadır.

Oysa olayları bir kenara bırakacak olursak bu tarihin hiç de karmaşık bir görünüm arz etmediğini ve oldukça basit temel duygu ve düşünceler üstüne oturduğunu görürüz.

Bu tarihle ilgilenen bir okuyucunun soracağı belki de ilk soru Antikçağ’da toplumların neden şiddete bu kadar eğilimli olduklarıdır. Çoğunluğu zihinsel olarak pek gelişmemiş bu toplumların yaşantısının doğaya yakın bir görünüme sahip olduğu söylenebilir. Bu insanlar doğadaki hayvanlar gibi güçlü olanın haklılığını kabul ederler. Zayıf olan boyun eğmek durumundadır aksi halde yok edilebilir.

Güç demek bir bakıma meydan okuma demektir. Meydan okumak ise rakibini küçümsemek hattâ yok saymaktır. Oysa meydan okumak daha büyük bir meydan okumaya yol açar. Böyle bir süreç ise genellikle hayvanlar gibi şiddete başvurularak noktalanır.

Antikçağ insanı için meydan okuyup, gücünü kanıtlamak bir itibar, prestij sorunudur. Daha doğrusu itibar, prestij bu toplumların temel yaşam ilkeleri olarak nitelendirilebilir. Bu duyguları içselleştiren ve onlara tapan biri itibarını, prestijini yitirdiğinde genellikle ölmesi gerektiğini düşünür, çoğu kez de bunu gerçekleştirir. İşte bu yüzden antikçağın başlarında esir alınıp köle olarak hayatta tutulmak bu duygu ve değerlere inanan biri için ölmekten çok daha kötü ve tahammül edilmez bir duruma düşmek demektir. Kölenin efendisi konumunda bulunan insan kölesinin yaşamının, yazgısının iki dudağı arasında olduğunu bilir, oysa onu öldürmesi durumunda bu eylem kölesini adam yerine koyduğu ve itibarını iade ettiği anlamına gelecektir. Bu şerefli ölüm kölenin kendi atalarının yanına saygın biri olarak gitmesini sağlayacağı için köle sahibi yaşamasına izin verip her gün kahrından ölmesini yeğleyerek onu aşağılar. Bu toplumlarda günümüzdekine benzer bir ölüm kavramı olmadığından ölüme mahkûm edilen kişi yok olup gideceğine değil, yaşamın devamı olarak gördüğü ölüm aşamasında atalarının yanında var olmayı sürdüreceğine inanır.

Öte yandan başlangıçta değerli köleler fidye karşılığı özgürlüklerine kavuşabilirlerdi. Aslında bu da oldukça aşağılayıcı bir davranıştı. Esir ya da köle yaşamak için yaşamından fazlası olarak kabul edilen maddi bir ödeme yapardı. Esir ya da kölenin bu aşağılayıcı değiş tokuşu kabul etmesinin belki de en önemli nedeni bu süreci bir gün tersine çevirerek kendisini rezil eden, küçük düşürenleri aynı konuma düşürebilme umuduydu.

Savaş, kahramanlık, kurnazlık vb. ile elde edilen itibar, prestij çevreye saçıp savurmayı zorunlu kılardı. Lüks tutkusu, gösteriş gibi duygular bu süreci tamamlardı. Zira büyüklük, yani veren el olmak çevresindeki insanları alan el konumuna düşürmek ve onlardan üstün olduğunu kabul ettirmek anlamına gelirdi. Bu üstünlüğün araçları lüks saraylar, konutlar, eşyalar, ziynetler, köleler, hizmetçiler vb. idi. Özetle bu metin Mauss’un “Armağan Kuramının” kanıtlanmasına hizmet eden önemli çalışmalardan biridir. Başka bir ifadeyle bu metin bir bakıma tüm insanlığın sahip olduğu temel ortak niteliklerin Antikçağ Akdeniz toplumlarında görülen versiyonu gibidir.

Bu çok özel araştırma yukarıda yapılan “Armağan kültürüne” yönelik açıklamaların uygulamalı karşılığını sunan bir öyküye benziyor. Akdeniz ve Akdeniz kıyılarında binlerce yıl süren deniz üstünde ve karadaki toplumsal yaşamı anlatıyor. Antikçağ’a ait belki de en önemli konulardan biri olan deniz ve denizcilik ya da korsan ve korsanlıktan hareketle bu çağ tarihinin görece çok daha kolay bir şekilde anlaşılmasını sağlıyor. Örneğin, bin yıldan çok daha uzun bir süre korsanlığın tüm Akdeniz’de nasıl ve neden saygın bir meslek olarak kabul gördüğünü ve bu zihniyete Roma’nın ne zaman, neden ve nasıl bir son verdiğini derinlemesine açıklıyor. Sonunda korsanlığı yasa dışı, ahlâksızca bir eylem olarak kabul eden Roma gerçekleştirdiği zihniyet değişikliği sayesinde Akdeniz’in yüzyıllar boyunca sakin, huzurlu bir denize dönüşmesini sağlar. Böylelikle dünyanın bu coğrafyasında ticaret, refah, kültür-zihniyet vb. alanlarında çok hızlı bir gelişme görülür.

Bu sıradışı metnin yazarı J.-M. Sestier inanılmaz bir araştırma yapmış. Antikçağ’da yazılan metinler arasından yüzlercesini belirleyip, bunlara modern araştırmacıların metinlerinde yakaladığı ilginç verileri de ekleyerek Akdeniz’e özgü çok nitelikli bir korsanlar ve korsanlık tarihi oluşturmuş.

Bu yarı masalsı yarı gerçek görünüme sahip öyküde özellikle Ege Denizi ve Akdeniz bölgesiyle ilgili çok ilginç veriler var. Altın Post, Korsan prenslerin adası Samos, Sakız, Marsilya’ya göç eden Foçalılar, Didim’in karşısındaki bir adada korsanlara esir düşen Julius Caesar, muhteşem korsan kadırgaları, Kilikya olarak anılan Toroslardaki korsan, eşkıya yuvaları ve sıradışı daha pek çok olayın yaşandığı bu coğrayanın geçmişi hakkında bize çok şaşırtıcı bilgiler sunuyor.

(Tarih, deniz ve macerayı seven herkesin merak ve zevkle okuyacağı bir kitap.)

 

 Oğuz Adanır,
Temmuz 2017,
İzmir

GİRİŞ

 

Antikçağ’da Akdeniz ülkelerinde yaşayan tüm ilkel toplumlar korsanlık yapmıştır. Dolayısıyla ilk başlangıç noktasından itibaren denizci ulusları ele alıp, incelemek ve başlarına gelenleri, yazgılarını adım adım izlemek gerekir. Çünkü ancak bu şekilde korsanlığın değişik özelliklerini ilginç bir şekilde bir araya getirmek, nedenlerini araştırmak ve yüzyıllar boyunca insanlığın gelişmesine koşut bir şekilde tanıklık ettiği muazzam olayların etkisi altında uğradığı dönüşümleri açıklayabilmek mümkün olacaktır.

Başlangıçta korsanlık toplumsal yaşamın doğal bir parçasına benzer. Bu nokta üstünde ısrarla duracak ve ilkel uygarlık üstüne gerçekleştirilen bir incelemenin yardımıyla denizci Antikçağ halkları için korsanlığın hayatta kalabilmek amacıyla başvurmak zorunda kaldıkları bir zorunluluk olduğunu söyleyeceğiz. İlkel aşiretler karınlarını doyurabilmek amacıyla karada gerçekleştirdikleri savaşlara benzer bir şekilde denizde korsanlığa başladılar. O dönemde insan hakları olarak nitelendirilebilecek hiçbir nosyon yoktu ve her küçük ulus diğerlerini dışladığı ölçüde hayatta kalabiliyordu. Bu yüzden komşunun bir tür av olarak görülen toprakları ve mallarının gerek şiddet gerekse kurnazlıkla ele geçirilmesi yasal ve şerefli bir eylem olarak kabul edilirdi.

Bütün bu tarihöncesi dönemde korsanlık kesinlikle kabul görmüş bir meslektir.

Mitoloji ve kahramanlar dönemine ait en güvenilir efsaneler Akdeniz’de korsanlığın ilk denizcilerle birlikte ortaya çıktığını kanıtlıyor. Tarih de bu olguyu doğrulayacaktır, zira Antikçağ’ın en büyük yazarlarının yapıtları kaçırma, şiddet, yağma öyküleriyle başlar.

Akdeniz sahillerinde yaşayan tüm halklar tarihlerinin ilk başlangıcında genellikle gerçekleştirdikleri akınlar ya da daha sınırlı düzeyde kalmakla birlikte maceraya yelken açarak korsanlık yapmışlardır. Bu deniz maceralarının az da olsa insanlığa yararlı olduğu söylenebilir, zira yazarların kahraman kişiliklere dönüştürdükleri bu maceraperestler bilinen dünyanın sınırlarını genişletirken, aynı zamanda tüm Akdeniz havzasında değişik ülkelere ait malları alıp satan tüccarlara dönüştükleri gibi yazı, kültler ve Doğu sanatlarının yaygınlaşmasını sağlamışlardır.

Değişik ırklar Akdeniz’in çevresine iyice yerleşip uluslar halinde örgütlendiklerinde kendi aralarında savaşarak Deniz İmparatorluğu olarak adlandırılan denizde üstünlüğü ele geçirmeye çalışmışlardır. Hepsi bu üstünlüğü sırayla ele geçirmiş ve bu üstünlükten aynı şekilde yararlanmışlardır. Antik Yunan uygarlığının en gelişmiş ve olgun döneminde, Atinalı bir politika yazarı, Deniz İmparatorluğunu “herhangi bir karşı saldırı korkusu olmadan yabancı devletlere saldırma ve yağmalama avantajına sahip olmak” şeklinde tanımlamıştı.

Bu halklar arası korsanlık olayları Antikçağ’da görülen en önemli savaş nedenleri arasındadır.

Tarih bize aralarında anlaşıp, ittifak yaparak kendilerinden daha güçsüz devletler ya da ulusça çok nefret edilen düşman ırklara karşı yüzyıllar boyunca sürdürülen korsanlık eylemlerinden söz etmektedir.

Kartaca’yı yenip Antikçağ’ın en güçlü donanmasını yok eden ve yerine yenisini koyma gereksinimi duymayan Roma, korsanlığın karakter değiştirmesine neden olmuştur. O tarihten sonra korsanlık denizdeki şiddetli çekişmenin sonucu ve somut karşılığı olmaktan çıktığı gibi, artık hiçbir ittifak ya da dostluk anlaşmasıyla birbirlerine bağlı olmayan Devletlerin sürdürdüğü yasal ve uygulanan bir saldırı biçimi olmaktan da çıkarak tam bir eşkıyalığa dönüşmüştür. O dönemde korsanlığın bir ulusu yoktur. Bu daha çok tüm yenilen asilerin yenenden intikam almaları türünden bir şeydir. Bu herhangi bir kolluk gücünün denetimi altında olmayan denizi kendilerine ait bir yere dönüştürenlerin üstünde hüküm sürüp başarı ve kazanç elde ettikleri bir intikam düzenidir.

Bu dönemde akıl almaz servetlere ve çok büyük bir güce sahip olan korsanlar kentleri, kaleleri ve silâh depoları olan bir tür haydutlar cumhuriyeti kurmuşlardı.

Belli bir süre boyunca Roma halkı sivil ve yabancı ülkelerle yapılan savaşlardan çok korsanlıkla ilgilenmiştir. Gerçekten de her aile bu felaketin kurbanı olmuş, en soylu yurttaşlar utanç verici bir biçimde bu korsanların eline düşmüştür. Bu maceralar tiyatro sahnesi ve konuşma sanatı okullarında da dile getirilmiştir. Eski dünya öyle bir ahlâki çöküş sürecine girmiş, Roma Cumhuriyeti öylesine yoksullaşmıştı ki tüm Akdeniz havzasının her yerindeki yöneticilerin hepsi hem korsanlık yapmışlar hem de zorla haraç almışlardır. Bununla birlikte İtalya sıkı bir abluka altına alınınca sonunda yönetim açlıktan kıvranan Roma’nın haydutlar koalisyonunu yıkması için hızla önlemler almaya karar verdi. Pompeius ve emrindekiler korsanlığa bir son vermenin yanısıra bu korkunç felaketi önlemek amacıyla güttükleri zekice politikalar sayesinde birkaç yılda elde edecekleri zaferlerden çok daha fazlasını elde ettiler.

Korsanlık olayları Caesar’ın öldürülmesinden sonra yeniden hortladı. Pompeius’un oğlu Mithridates’in eskiden yaptığı gibi korsanlığı yeniden örgütleyerek kendi amaçları doğrultusunda kullandı. Başka hiçbir dönemde korsanlık böylesine güçlü bir askerî niteliğe sahip olmamıştır. Ünlü Agrippa’nın yardımıyla, Augustus, tehlikelerle dolu çetin bir savaştan sonra bu gücü tamamıyla alt etmeyi başarmıştır.

İmparatorluk döneminde eyaletlerin iyi yönetilmesi, halkların refahı, imparatorların yaptıkları iyilikler ve cömertlikler bütün eski çağlar boyunca Akdeniz’i istila eden eşkıyalık biçimlerinin yeniden hortlamasını engellemiştir. Gerçekten de tarih, İmparatorluğun en uzak sınırlarında gerçekleşen, ancak kısa sürede engellenip, denizcilerin güvenliğini ve özgürlüğünü hiçbir şekilde tehdit edemeyen tek tük korsanlık olaylarından söz etmektedir.

İstilalar sırasında korsanlık ilkel dönemlerdeki özellikleriyle yeniden hortlayacaktır. Barbarlar Avrupa’ya geldiklerinde Fenikeliler, Yunanlılar ve Kartacalılar gibi davranacaklardır. Uçsuz bucaksız İmparatorluk topraklarına yayılıp Roma’nın gücünü sarsan anarşik olaylardan yararlanarak muazzam zararlar vereceklerdir. Ancak iktidarın yeniden güçlü ellere geçmesiyle birlikte Barbarlar denizlerde dolanmaya cesaret edemeyeceklerdir. İmparatorluğun merkezini istilacıların tehdit ettiği denizin girişine taşıyan Büyük Konstantin önlerini kesecek ve ardılları yüzyıllar boyunca donanmalarının ve ordularının gücüyle birlikte politika ve yasalarının da yardımıyla aynı görevi sürdüreceklerdir.

Yağma, şiddet ve eşkıyalıkla yaşamaya alışan bu Barbarlar, içerdiği tanrısal ahlâk anlayışı, başkalarının malları ve özgürlüğüne saygı duyan öğretisiyle ortaya çıkan Hıristiyanlık sayesinde dönüşmüş ve uygarlaşmışlardır.

Akdeniz ülkelerindeki korsanlık tarihini Konstantin dönemiyle noktalıyorum, zira Konstantin’den sonrasına değinilmesi durumunda ancak Hıristiyanlara karşı fanatik ve amansız bir düşmanlık besleyen Arap ve yeni ırklara mensup diğer Müslümanların Avrupa’da ortaya çıkarak etrafa dehşet salmaları ve yakıp yıkmalarını içerirse gerçekten ilginç bir niteliğe sahip olabilir. [Bu tarih ise ancak şanlı Fransız bayrağının zaferle Akdeniz sahillerinin en önemli korsan yatağı olan Cezayir kentinin kale duvarlarına dikilmesiyle bitebilir.]