• Japonya

Japonya

  • 88,00 TL
  • 61,60 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Dünya ülkeleri arasında Japonya’nın diğer toplumlara benzemeyen farklı ve şaşırtıcı kimliği varlığını hep korumuştur. Batılı bir toplumun dış görünümüne sahip, bilim ve teknikten en üst düzeyde yararlanabilmiş ama aynı zamanda yüzlerce yıldır geleneklerinden kesinlikle taviz vermeyen bir ülkenin başarısını anlatıyor bu eser.

Eski Japonya’nın görkemi ve güzelliğini neye borçlu olduğunu öğrendiğimizde niteliğinden bir şey yitirmediği fark ediliyor. Japonların geleneksel iyilik anlayışı ve davranışlarındaki zarafet büyüsünü sürdürmeye devam ediyor, çünkü bin yıl boyunca samuray geleneği ve kılıç tehdidiyle aşama aşama gelişip olgunlaşan bir kültür ve zihniyet farklılığı canlılığını sürdürüyor.

Bu metin, yaşamın her alanında binlerce yıllık Japon tarihinin bir özetini sunarken Japon kültürünün gizemli yanlarını da ortaya koyuyor. Japonların dürüstlüğe ve içtenliğe dayanan dünyaya bakışları, dinlerin katı kurallarından çok daha fazla bir tutarlılık arz ediyor. Aynı zamanda Buddhizm ve Şintoizm, Japon aile yapısı, toplumsal ilişkiler ve eğitim sistemi kitapta ayrıntısıyla ele alınıyor.

Japonya’yı, kendi ismini değiştirecek kadar çok seven ve buraya tüm yaşamını adayan bir Avrupalı tarafından kaleme alınan çalışma, ülkeyi içeriden bir bakışla resmediyor.


  • Yazar: Lafcaido Hearn
  • Kitabın Başlığı: Japonya
  • Orijinal Başlık: Le Japon
  • Çeviren: Oğuz Adanır [Fransızca]
  • Yayına Hazırlayan: Taşkın Takış
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 157; Tarih Dizisi - 18
  • Basım Bilgileri: 2. Basım, Eylül 2022 (1. Basım, Eylül 2016)
  • Sayfa Sayısı: 346
  • ISBN: 978-605-9328-18-0
  • Kapak Resmi: Utawaga Kuniyoshi, Kumagaya: Kojirô Naoie, 1852.
  • Boyutları: 13,5 x 21

Çevirmenin Önsözü


Bazı Güçlükler

Çekici ve Tuhaf Japonya

İlkel Din Anlayışı

Ailenin/Ocağın Dini

Japon Ailesi

Topluluk/Cemaat Kültü

Şintoizmin Gelişmesi

Tapınma ve Arınma

Ölülerin Koyduğu Kurallar

Buddhizmin Japonya’ya Girmesi

Üst Düzey Buddhizm Öğretisi

Toplumsal Örgütlenme

Askerî Zorbalık

Bağlılık Dini

Cizvit Tehlikesi

Feodal Düzen

Şinto Rönesansı

Kalıntılar

Modern (Resmî) Zorbalık

Resmî Eğitim

Sanayileşme Denilen Tehlike

Japonya ile İlgili Çeşitli Düşünceler

Herbert Spencer’ın Japonlara Yazdığı Mektup

Kaynakça

Lafcadio Hearn (1850-1904)

İrlandalı bir cerrah subay ile Lefkada adasında yaşayan Yunanlı bir anneden doğan Patrick Lafcadio Hearn sırasıyla İrlanda, Londra ve Paris’ten sonra 19 yaşında ABD’ye giderek önce New York sonra Cincinatti’ye yerleşir. Siyahi (melez) bir genç kadınla yasa dışı evlilik yapar, boşanır. İki yıl Martinique adasında Harper’s Monthly için çalışır. O sırada Japon kültürünü keşfeder. Japonya’da elçilik yapan bir dostunun daveti üzerine 1890 yılında Yokohama’ya gider. Bir Samuray’ın kızı olan Koizumi Setsuko ile evlenir ve çok zor bir iş olan Japon vatandaşı olmayı başarır. Kısa sayılabilecek yaşamına yaklaşık yirmisi Japonya tarihi, kültürü, zihniyetiyle ilgili otuza yakın kitap sığdırır. Japon insanını ve kültürünü özellikle Avrupa ve ABD’ye olabilecek en doğru ve nitelikli bir şekilde tanıtır. Japonya ile ilgili bu çalışmalarının büyük bir kısmı onlarca kez basılır ve bugün hâlâ basılmaya devam ediyor. Geleneksel Japon hayalet hikâyelerini Batılıların anlayabileceği bir şekilde derler ve yayımlanmasını sağlar. Hollywood bunların bazılarıyla ilgilenip film yapar. Yaşamı başlı başına birkaç ciltlik roman olabilecek bu ilginç kişilik 1904 yılında Tokyo’da kalp krizi geçirerek yaşama veda eder ve Buddhist âdetlere uygun bir şekilde gömülür. 

Çevirmenin Önsözü

 

Patrick Lafcadio Hearn ya da Koizumi Yakumo sıradışı bir yaşam öyküsüne sahip, 1850-1904 yılları arasında yaşamış sıradışı bir yazar, sözcüğün gerçek anlamında özgür beyne sahip bir aydındır. İrlandalı asker bir baba, Lefkada (Yunanistan) adasında yaşayan bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Hearn yaşamının ilk otuz, otuz beş yılını inişli çıkışlı bir yaşam sürdürdüğü İrlanda, İngiltere ve ABD’de geçirdikten sonra Uzakdoğu’ya göç etmiştir. Japonya’ya yerleşen ve bir Japon kadına âşık olan yazar bir başka gezegende yaşadıklarını düşündüğü bu insanları yakından tanımak ve tanıtmak amacıyla muazzam bir çaba harcamıştır. 1890’lı yıllardan başlayarak Japonya’yı Avrupa ve Amerika’ya derinlemesine tanıtan gelmiş geçmiş belki de en önemli metinlerden bazılarını yazmıştır.

Asıl başlığı “Japonya’yı Bir Yorumlama Denemesi” olan bu metin 1904 yılında yayımlandıktan sonra çok geniş bir okuyucu kitlesi bulmuş ve günümüze kadar Japonya’yı dünyaya tanıtan en önemli ve ilginç metinlerden biri olmayı sürdürmüştür. Japonya hakkında birçok metin yazan ve Japon kültürünü dünyaya tanıtmak amacıyla özellikle gizemli Japon masallarını İngilizceye çeviren, yeniden düzenleyen Hearn’ün bu metinleri yalnızca Japon sineması değil aynı zamanda son dönem Holly­wood sinemasının da ilgi odaklarından biri haline gelmiştir.

Japonya’yı ismini ve soyadını değiştirecek kadar çok seven bu Avrupalı, Japon kültür-zihniyet, inanç ve ülke tarihini, toplumsal yapısını olabildiğince nesnel ve sağduyudan uzaklaşmadan herkesin anlayabileceği bir dille aktarmıştır.

Bu metin, yaşamın her alanında binlerce yıllık Japon tarihinin çok kısa bir özetini sunarken aynı zamanda Japon kültürünün-düşünce yapısının tüm gizemli yanlarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaktadır. Özellikle akılcı düşünceye boyun eğen bir kültür-düşünce yapısına sahip insanların Japonların binlerce yıl öncesinden neredeyse 20. yüzyıla kadar sürdürdükleri büyüleyici bir yaşam biçimi karşısındaki şaşkınlığını tüm içtenliğiyle yansıtmaktadır.

Ancak yazar yalnızca Japonya’nın geçmişiyle değil, içinde yaşadığı mevcut durumla da ilgilenmiştir. Metin boyunca Fustel de Coulanges’ın Antik Uygarlık’ında sözünü ettiği antik Yunan ve Roma uygarlıklarıyla Japon uygarlığını karşılaştıran yazar, Modernleşmeye çalışan bir Japonya’nın binlerce yıllık alışkanlıklarından neden kolay kolay kurtulamadığını da göstermektedir.

19. yüzyılın sonuna doğru Avrupa ve Amerikan istilası tehditleri karşısında düşmana kendi silahlarıyla yanıt verilmesi gerektiğini kavrayan Japonya, Modernleşmeye karar verip eğitim ve bilimsel araştırma düzenini, toplumsal, politik ve ekonomik yaşantısını Batılılaştırma kararı alır. Bu sürecin yaklaşık otuz yıllık bölümüne tanık olan Hearn, Japonya’nın modernleşme sürecinde özellikle zihinsel-kültürel açıdan ne kadar zorlandığını göstermeye çalışır.

Dolayısıyla bu metin özellikle günümüz Japonya’sını anlama konusunda temel bir çalışma olarak nitelendirilebilir. Zira Japonya’nın yaklaşık yüzyıllık bir süre içinde nereden nereye geldiğini görmemizi kolaylaştırıyor. Hearn, otuz yıl gibi kısa bir süre içinde Japonya’nın Avrupalı toplumların yüzlerce yılda yaptığı işi hangi toplumsal düşünce yapısı ve nasıl bir kolektif disiplin anlayışına boyun eğerek başardığını açıklıyor. 1970’lerden sonra dünyanın dört büyük ekonomik, bilimsel ve teknolojik gücünden biri haline gelen bir Japonya’nın bunu hangi tarihsel-toplumsal-kültürel-ahlâki altyapıya borçlu olduğunu ve bu altyapıda ne türden radikal değişiklikler yapmaya zorlandığını görüyoruz. Değişmeyi yadsıyan bir Japonya’nın yok olmaya mahkûm olacağını belirten yazar, bugünün Japonya’sını görseydi hiç kuşkusuz sözünü dinleyen çocuklarının elde ettiği başarıya sevinen bir baba kadar çok sevinirdi. Aslında onun Japonya’ya olan inancı zaten bu konuda hiç kuşku duymadığını gösteriyor.

Türkiye’nin de yaklaşık aynı tarihlerde benzer bir değişim sürecinden geçmesi okuyucuya bir karşılaştırma olanağı tanıyor. Japonya hızla dünya ekonomisi, bilim ve teknoloji anlayışını belirleyen ülkelerden biri haline gelirken Türkiye’nin bu konularda görece neden geciktiğini anlayabiliyoruz.

Son olarak daha önce Çin Uygarlığı (Eugène Simon) başlığını taşıyan çevirimizde belirttiğimiz gibi Japon kültür-düşünce yapısı tarihinin de M. Mauss’un “Armağan Kültürü” kuramı çerçevesinde okunabileceğini düşünüyoruz. Günümüzde giderek eski etki ve önemini yitiren bir Marksist tarih anlayışının yerini çoktan alması gereken bu kuramsal yaklaşımın Marx’ın dünya tarihini ekonomik bir tarihe indirgeme eğilimindeki yaklaşımıyla karşılaştırıldığında çok daha zengin ve evrensel niteliklere sahip olduğu, ufuk açıcı bir kurama benzediği görülmektedir.

İçinde yaşadığımız dünyayı ve ulusların zihniyet-kültür değişikliklerinin kökenlerini anlayabilmemizi sağlayan bu sıradışı metinler bize aynı zamanda özellikle de Uzakdoğu’da ulus-­devlet kavramının ne kadar önemli olduğunu ve küresel ekonomi anlayışının bu toplumların zihinsel-kültürel-ahlâki yapılarında çok fazla bir değişikliğe yol açamadığını da göste­riyor.


İzmir, Şubat 2016
Oğuz Adanır