• Doğu Batı Sayı 100: "Yakalanan Zaman" & Dizin (iki cilt birlikte)

Doğu Batı Sayı 100: "Yakalanan Zaman" & Dizin (iki cilt birlikte)

  • 60,00 TL
  • 45,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda
  • Genel Yayın Yönetmeni: Taşkın Takış
  • Onursal Kurucuları: Halil İnalcık, Şerif Mardin
  • Yayın Kurulu: Oğuz Adanır, Ali Akay, Özcan Doğan, Kurtuluş Kayalı, Cansu Özge Özmen, Armağan Öztürk, Özgür Taburoğlu, Aytaç Yıldız
  • Dergi Başlığı: 100. Sayı: "Yakalanan Zaman"
  • Dönem: Şubat, Mart, Nisan 2022 [Yıl 25, Sayı: 100] 
  • Basım Bilgisi: 2000 Adet / 1. Basım Ekim 2022
  • Sayfa Sayısı: 246
  • ISSN: 1303-7242
  • Barkod: 9771303721008
  • Ön Kapak Resmi: Botticelli’den Sonra Venüs (detay), Yin Xin, 2008.
    Venüs’ün Doğuşu (detay), Sandro Botticelli, 1482–1486.
  • Arka Kapak Resmi: Paris Tren Garı. 
  • Boyutları: 16,5 x 24 cm

YAKALANAN ZAMAN”: 100. SAYI MEKTUBU

 

İlk okunan kitaplar zihnimizde kalıcı izler bırakır. Kimi zaman bir tesadüf sonucu, bazen bir tavsiye ile ama daha çok benliğin kendine bir yer ve yurt bulma umuduyla, bir kitabın sayfaları çevrildiğinde bu sıradan görünen eylemin, esasen uzun bir yolculuğun ilk adımları olduğunu yıllar sonra kavrarız. Bir kitap hayatımızı bütünüyle değiştirmeyebilir; gelgelelim belleğe kazınan dildeki her türlü içerik ve biçim, farklı bir yöne doğru akmaya başlar. İsmini henüz yeni duyduğumuz kişiler hayal dünyamıza konuk olmuş, sanki biz birilerini değil de zamanın ötesinden kalkıp gelerek başkaları bizi bulmuştur. İlk tanıştığımız yazarlara karşı ömür boyu bir minnet duyarız. Hassas, kırılgan ve naif bir borçtur bu. Hayatın içinde başka bir hayat olduğunu ve bu gerçeği kendilerine özgü zekâ, duyuş ve sezgileriyle ilk defa onlardan öğrenmişizdir. Hiç bitmeyecek bir taklit süreci başlar, şimdiye kadar onca şeyi nasıl kaçırdığımıza hayıflanırken aslında bir yazarın düşüncelerini belki de farkında olmadan dile getiriyoruzdur. Taşın, bitkilerin, ağacın, gökyüzü ve canlıların onlara her bakışımızda değişen anlamlarını konuşurken, sevdiğimiz yazarların duyarlılıklarına ortak olmanın hüzünlü sevincini yaşıyoruzdur. Bir dostun ağzından dökülen cümleler gibi sevdiğimiz yazarlar da ilk planda görülmeyen şeyleri hiç yorulmaksızın betimleyerek hiçbir telaş ve korkuya yer bırakmadan son âna dek birlikte yürüyebileceklerini teklif etmişlerdir bize. Bu cömertlik karşısında şaşırıp kalırız. İster istemez kişiliğimiz başka bir boyutta şekillenir. Bu farklılıklar küçük adımlarla deneyimlendiği andan itibaren aile ve arkadaş gruplarının tanımladığı gerçeklik ve hayal dünyaları doğaları gereği sınırlı ve yetersizdir. Her şeyden önemlisi çocukluk ve gençliğin geniş zaman diliminde kitapların çağrısı bir anda derin can sıkıntısını giderir ve varoluşun biricik hedefi haline gelmeye başlar. Böylelikle kimileri için önlerinde okumaktan başka hiçbir yol kalmaz.

Bu noktadan biraz daha ileri gidildiğinde, şu soruyla karşılaşmak pek muhtemeldir: Bu tür zengin oluşumlar nasıl bir geleceğe hazırlanır? İçsel gelişimleri dışarıda, ne tür toplumsal dirençler beklemektedir? Saf hayal dünyaları karşısında katı gerçekliğin tutumu nedir? Bencil, acımasız ve kötülükten yana bir tavır mı takınır? Daha nesnel bir tutumla sormak gerekirse bireylerin kendi halleri, uzun okuma saatleri ve övünebilecekleri o parlak eğitim süreci içinde son derece anlamlı bir başlangıca tekabül eden geçmişteki tüm deneyimler, toplumsal yaşama hangi koşullarda açılır, ne zorluklarla karşılaşır hattâ bir ülkenin genel yazgısı ile değerlendirildiğinde öznel ve kamusal dünyalar arasında ne tür düşünsel bağlar ortaya çıkar? Burada, bizi ilgilendiren yönüyle bu soruya kısmi bir yanıt verebiliriz.

Doğu ve Batı meselesi edebiyat dünyamızın en ilgi çekici konuları arasında yer almıştır. Özellikle romanlarda kolaylıkla teşhis edileceği üzere bireyin dünyasından yola çıkıp topluma doğru uzanan geniş sahada zıtlıklardan yararlanılarak renkli ve zengin bir üslup yaratılmıştır. Doğu ve Batı ikilemini gündeminden düşürmeyen yazarların ortak özellikleri nelerdir? Bununla ilgili birçok yazar ve kitap ismi elbette zikredilebilir fakat bu ikilem üzerinde kafa yoranları edebiyattan sinemaya, sanattan tüm düşünce faaliyetlerine kadar daha da genişletebiliriz. Öncelikle bu çatışmayı hissedenlerin dünyaya bakışlarında tek boyutlu olamadıklarını söyleyelim. Kendilerini dar bir çerçeveye sıkıştırmadıkları gibi genelgeçer ortama uymak için özel bir çaba sarf etmemişlerdir. Etraflarıyla aralarında ciddi bir mesafe bulunmaktadır. Güncel olayların belirlediği sıcak tartışmalara uzaktırlar. Bu durum temelde bir kayıtsızlık değil aksine toplumu daha derin yönelimlerle anlama isteğidir. İlgilendikleri tek bir konu vardır: Türkiye’de büyük bir kesimin, özellikle ilerleyen yaşlarda kabullenmekte zorlandığı ve büyük bir çaresizliğe dönüşen sayısız hikâye. Belki de onlar için anlatılmaya değer tek konu budur. Bu ülkede Doğu ve Batı arasında kalmak, alışılmış terimlerle söylersek makus talihin bir parçası olmaktır. Yalnızlığa ve küskünlüğe itilmektir. Var olan durumu tanımlamak zordur aslında. Sık sık gösterişli araçlarla ve moda haline gelen kavramlarla bu ağır hastalık çoğu zaman gizlenmektedir. Doğu Batı ikilemini edebiyatlarında, sanatlarında ve düşünce metinlerinde yansıtan isimler topyekûn bir tercihte bulunmak yerine yani kendilerine Doğulu veya Batılı yapay bir tip yaratmak yerine –ironik ve olumsuz anlamda– Doğulu tiplerin içindeki Batılı kimlikleri, Batılı tiplerin içinde de Doğulu kimlikleri ortaya çıkarmak onlar için daha gerçekçi olmuştur. Onlara göre saf ve kusursuz kavramlara âşık olmak değil, evimizdeki basit çelişkileri görmek daha önemlidir. Başkasından güç devşirmek değil, mesela kendi güçsüzlüğümüzü itiraf etmek daha büyük bir erdemdir. Türkiye’de bir ideoloji neyi işaret ediyorsa aslında tam da zıt istikamete bakmayı denemek gerekir. Zaman ve mekândan kendini arındırmış, yani Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal gerçekliğini değerlendirme noktasında eksik kalan eğilimlerin somut iki yansıması vardır. Aşırı Batılılaşmacı tutum ve buna tepki olarak doğan geleneksel/muhafazakâr yaklaşım. Her iki eğilim de bir tepkinin sonucudur. Doğal bir gelişim sergilemezler. Abartılı, çelişkili, mutsuz, bir yönüyle karanlık ve kendilik bilincinden uzak bir söylemin içinde yer alırlar. Bu durumu özetlemek gerekirse bir taraf sözde seçkinliği ve aydınlanmayı şiar edinmişken diğer taraf ise geleneğin kötü taklitlerine saplanıp kalmıştır. Uzun yıllar birbirinden farklı yerlere gitmeyen Türk siyasal yaşamının büyük bir kısırdöngüye hapsedilmesinde bu iki yaklaşım belirleyici olmuştur. Türkiye’de aydın ve halk tabakası arasında bir nitelik farkı değil sadece bir nicelik farkı bulunmaktadır. Aslında birbiriyle kavga edermiş gibi görünen Batıcı ve Doğucu kalıplar bir miras kavgasının içindedirler ve karşılıklı aynı tepkileri vermektedirler: Öfkelenmek ve bağırmak. Dolayısıyla otoriter ve baskıcı bir bakış açısından hiçbir zaman kurtulamamak. Duygu cemaatleri arasında sıkışıp kalmak. Herhangi bir hakikat arayışının içine girmeden kendini hakikat yerine koymak. Kendisiyle hesaplaşamamak. Toplumu küçümsemek ya da yüceltmek. Yalınkat bir çerçevede Batılı bir yaşam tarzına öykünmek ya da zaman ötesi bir algıyla tarihi ve geçmişi kutsallaştıran bir tavır içinde olmak.

* * *

Yirmi beş yıl önce yola çıktığımızda Doğu Batı ismini kendimize seçmekten başka bir şansımız yoktu. Yolun başlangıcında, bu ülkeyi tanımak için herhangi bir öğrencinin okuyacağı kitaplar, izleyeceği filmler ve toplumdaki sayısız çelişki silsilesi hep bu ismi karşımıza çıkarıyordu. Doğu Batı dergisi yirmi beş yıldır yayın heyecanını sürdürmeye devam ediyor ve 100. sayıya ulaşmanın kıvancını taşıyor. Kuşkusuz bir dergi için hatırı sayılır bir süre bu. Bundan da önemlisi Doğu Batı tıpkı sevdiğimiz yazarlar gibi bir çevre ve grubun içinde yer almadı. Türkiye’de konjonktüre göre değişen “dost” ve “düşman” ayırımlarına itibar etmedi. Maddi ve manevi bağımsızlığı korumak düşünsel ve duygusal özgürlüğü de gerektiriyordu. İşte en çok başlangıçtaki ilkeleri anımsadığımıza seviniyoruz.

* * *

Bu sebeple, hazırladığımız bu özel sayı, bir ilki gerçekleştiriyor. İlk 99 sayıdaki metinlerden ana temalara uygun olarak bazı seçimler yaptık. Bu sayıyı bir derginin tüm sayılarını okurken alınan notlar olarak da düşünebiliriz. Elbette bu sayıda yer verdiğimiz metinler kadar sayfa sınırından ötürü yer veremediğimiz metinler de önemli. Bu sayıda iki amaç söz konusu: Bugüne kadar yayımlanan makalelerden yaptığımız alıntılar yukarıda özetlemeye çalıştığımız durum daha iyi anlaşılacaktır. Ve ideal, bağımsız bir okurun eleştirel bir tutumla geniş bir çerçeveden kendine ve bu ülkeye bakabilmesine katkıda bulunacaktır.

 

 Taşkın Takış

İlber Ortaylı, Kadir Cangızbay, Baykan Sezer, Nilüfer Göle, Nuray Mert, Ömer Laçiner, Mehmet S. Aydın, Harun Tepe, Mümtaz’er Türköne, Ömer Çaha, Doğan Özlem, Ömer Naci Soykan, Rainer Maria Rilke, Nur Vergin, Hüsamettin Arslan, Etyen Mahçupyan, Cem Deveci, Halil İnalcık, Efkan Bahri Eskin, Aylin Özman, Kurtuluş Kayalı, Mithat Sancar, Aslı Çırakman, Gülriz Büken, Dursun Ayan, Erinç Yeldan, Uğur Kömeçoğlu, Zygmunt Bauman, Şerif Mardin, Seyla Benhabib, Cemal Bali Akal, Zeynep Sayın, Arus Yumul, Nur Bilge Criss, Ali Utku, Ali Duymaz, Martin Heidegger, Ayhan Kaya, Oğuz Adanır, Kemal Karpat, Gökhan Karsan, Meldan Tanrısal, Burçin Erol, Emel Altan Ege, Merve İrem Yapıcı, Zeynep Direk, Necdet Subaşı, Berrin Koyuncu Lorasdağı, Hilal Onur İnce, G. Gürkan Öztan, Sema Önal, Ertuğrul R. Turan, Otto Pöggeler, Ayşe Lahur Kırtunç, Pınar Uyaroğlu Yıldız, Erol Kurubaş, H. Aliyar Demirci, Odile Moreau, Adem Kara, Toktamış Ateş, Ahmet İnam, Tolga İnsel, Nadi Günal, Bülent İplikçioğlu, Sencer Divitçioğlu, Nuran Tezcan, Benjamin C. Fortna, Lale Uluç, Yıldız Silier, Hakan Kızıltan, Bella Habip, Uğur Kömeçoğlu, Süleyman Seyfi Öğün, Oya Baydar, Daisetsu Teitarō Suzuki, Ekrem Demirli, Mesut Kınacı, Metin Demir, Özgür Taburoğlu, Süreyya Su, Emre Şan, İlhan Tekeli, Suna Güven, Veli Urhan, Berrak Coşkun, Özlem Oğuzhan, Yasin Sofuoğlu, Orhun Yakın, Aslı Yazıcı Yakın, Burak Sayın, Daniel Bensaïd, Onurcan Ülker, Aslı Favaro, Hamit Bozarslan, Cansu Özge Özmen, Burak Özgüner, Fatma Aykanat, Fatmagül Berktay, Aytaç Yıldız, Seran Demiral, Abdullah Onur Aktaş, Arzu Özyön, Mehmet Hacısalihoğlu, Özgür Yılmazkol, Szonja Emese Schmidt, Hasan Bülent Kahraman, Kemal Bakır, Abdüllatif Tüzer, Ömer Madra, Onur Dursun, İlker Özdemir, María Jesús Horta, Boğaç Berkmen