• Kant'ın Felsefesi

Kant'ın Felsefesi

  • 70,00 TL
  • 49,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Königsbergli filozofun düşünceleri, kuşkusuz bir dehanın tüm parıltısına kavuşmuştur. Güçsüz bir bedenden yükselen ateş, insanın ve evrenin sırrına dahil edilme isteğini, doğaya karşı aynı ölçülerde, aynı mutlak kesinlikte karşılık verebilme iradesini göstermiştir. Kant’ın büyüsü şimdiye kadar hiç eksilmemiştir. “Üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlâk yasası” yeryüzünde var olduğu müddetçe de bu büyü yaşamaya devam edecektir.

Akıl, ahlâk, metafizik, değer, bilgi, inanç ve yargılarımız konusunda hiçbir düşünür, Kant kadar eleştirel ve kuşatıcı olmamıştır. Kant, insan doğasının kuruluşunu tüm nesnelliğiyle ele alır. Öncelikli olarak o, kendinden önceki felsefi gelenekleri kendi merkezinde toplamayı başarabilmiştir. Kant, tüm duyumcu, emprisist, metafizik cepheleri gözden geçirmiş, transendental idealizmin imkânlarını araştırmıştır. Etik ve estetik değerler konusunda, “yüce”ye dair bilgimizi ortaya koymuştur. Aklın bilinebilir sınırlarını göstermiş, ahlâk metafiziğinin ilkelerini saptamıştır. Yani, “Ne bilebiliriz?” sorusuna, aklın bundan daha az önemli olmayan başka bir sorusunu ilâve etmiştir: “Ne yapmalıyız?” Nihayetinde, teorik akıl ile pratik aklı temel bir sorun olarak gün yüzüne çıkarabilmiştir.

Kant’ın felsefesi insanın içinde bir ‘özne’ olarak yer aldığı kusursuz bir matematiğe benzer. Doğanın özgürlüğü ile insanın ödev ahlâkı, iniş ve çıkışlarıyla birlikte, bu müziğin notalarını oluşturur. Akıl ve duygu, iyi ve kötü gibi bütün karşıtlıklar bu denklemin her iki tarafında yer alır ve Kantçı felsefede mükemmel çözüme kavuşurlar.

Bu kitapta, Kantçı düşüncenin en önemli yorumcularından kabul edilen Heinz Heimsoeth, Kant felsefesinin özüne dair çetrefil meseleleri, sade bir üslup, berrak bir anlatım ve büyük bir ustalıkla çözümlemektedir.


  • Yazar: Heinz Heimsoeth
  • Kitabın Başlığı: Kant'ın Felsefesi
  • Çeviren: Takiyettin Mengüşoğlu [Almanca]
  • Yayına Hazırlayan: Uluğ Nutku
  • Kapak Tasarımı: Mr. Z & Z
  • Tasarım Uygulama: Aziz Tuna
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 30; Felsefe Dizisi - 8
  • Basım Bilgileri: 9. Basım / Kasım 2019 [1. Basım / 1967]
  • Sayfa Sayısı: 183
  • ISBN: 978-975-8717-31-6
  • Boyutları: 13,5 x 21
 

Sunuş

Birinci Baskıya Önsöz


Giriş: Kant’ın Hayatı ve Düşüncelerinin Gelişmesi


I. Kant’ın Gençlik Yapıtları: Evrenbilim (Kozmoloji) ve Doğa Felsefesi

Gençlik Çağının Doğa ve Evren Kavramları


II. Kant’ın 1760 ile 1770 Yılları Arasında Düşünce Dünyası


III. Salt Aklın Kritiği

A. Önsöz ve Giriş

B. Transendental (Aşkın) Estetik

C. Transendental Analitik (Kategoriler Teorisi)

D. Transendental Tümelden Çıkarım (Deduktion)

E. Salt Anlama Yetisinin İlkeleri

F. Transendental Diyalektik


IV. Pratik Aklın Kritiği

A. Salt Pratik Akla Dayanan Etik’in Temellendirilmesi

B. Amaçlar Ülkesi ve Özyasallık (Autonomi) Sorunu

C. Salt Pratik Aklın Postulatları


V. Yargıgücünün Kritiği

A. Üçüncü Kritiğin Sorunları

B. Estetik Yargıgücünün Kritiği

C. Teleolojik (Erekli) Yargıların Kritiği


VI. Kant’ın Din ve Tarih Felsefesi


Dizin

Sunuş

 

Bu kitabın üçüncü baskısının hazırlanışına katkıda bulunma fırsatını Doğu Batı Yayınları’nın nazik önerisiyle buldum. Heinz Heimsoeth’ün bu kitabı ve aynı anda yeniden basılan Felsefenin Temel Disiplinleri başlıklı kitabı, öğrenciliğimde elimden düşürmediğim, düşünsel oluşumumda etkilerini taşıdığım ve yıllar sonra şimdi, böyle olmasına minnet duyduğum eserleridir. Hocam Takiyettin Mengüşoğlu’nun çevirisiyle (1967, İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları) bize kazandırılmıştı. İkinci baskısı Tomris Mengüşoğlu’nun gözden geçirmesiyle yapılmıştı (1986, Remzi Kitabevi). Benim yaptığım, ‘gözden geçirmenin gözden geçirilmesi’ değil, kitabı biraz daha yalın bir dille okuyucuya sunmaktır. Filozofları soyadlarıyla bilmek yeterli olduğundan, kitabın adı Kant’ın Felsefesi olarak kısaltılmıştır. Doğu Batı Yayınları yönetmeni Taşkın Takış’ın ön çalışmasından pek yararlandım. Bu baskı, bir terimler ve anlamlar dizini hazırlandıktan ve kitaba yer yer uygulandıktan sonra yapılmıştır. Hocamın ilk baskıya Önsöz’ünde “alçakgönüllülükle Türkçe düşünmeye çalışmak” tavsiyesini benimsemiş bir öğrencisi olarak kitabı yeniden baskıya hazırladım.

 

Uluğ Nutku
22 Eylül 2007, Mersin

Birinci Baskıya Önsöz

 

Bu küçük kitap, Profesör Heinz Heimsoeth’ün konuk profesör olarak Üniversitemizde 1950-51 yıllarında Kant’ın Felsefesi üzerine verdiği derslerin çevirisidir. Kısa bir süre önce Almanya’da bir “Armağan” yayımlanarak 80. doğum yılı kutlanan Profesör Heinz Heimsoeth tanınmış bir Kant araştırmacısıdır. Halen Köln Üniversitesi’nde dersler vermekte, seminerler düzenlemekte; çalışmalarını ve yayın hayatını canlı bir şekilde sürdürmektedir. Birkaç ay önce Kant’ın Salt Aklın Kritiği adlı yapıtına ayrıntılı bir açıklama çalışması (komentar) yayımladı; bunu ikinci ve üçüncü ciltler izlemek üzeredir.

Türkçesini sunduğumuz bu derslerde, Profesör Heinz Heimsoeth, Kant’ın hayatını, hayatı boyunca çarpıştığı güçlükleri; yapıtlarını, bu yapıtlarındaki ana sorunları ve çözüm yollarını Kant’ı çok iyi tanıyan bir filozof rahatlığıyla ele almıştır. Kant felsefesinin sorunlarını bu kadar kısa bir yazıda tam bir açıklıkla ortaya koyup göstermeyi, ancak Kant’la uzun yıllar uğraşmış bir araştırmacı başarabilirdi. Bu kitapta okuyucu, Kant’ın bütün yazılarındaki sorunları, yayımlandıkları tarih sırasına göre açık bir şekilde “ilk elden” görebilecektir. Kant felsefesi üzerine karanlık ve çoğu zaman yanlış düşüncelerin dönüp dolaştığı ül­kemizde bu kitap, filozofu doğru anlama bakımından önemlidir.

Bundan başka, Kant’ın uğraştığı birçok soruna ilişkin yanlışlar, bugün bizim bilim, felsefe ve fikir hayatımızdaki bazı tarzlarda, hattâ günlük hayatımızda sürüp gitmektedir. Örneğin, “kavramcılık” bunlardan birisidir. Kant, toplumumuzda sık sık başvurulan, insanı boş gurura ve havada duran fikir oyunlarına götüren “kavramcılık”la çarpışmış ve insan aklının bu alan­daki sınırlarını göstermiştir.

Kavramcılık Doğulunun hem bilim alanında, hem de günlük hayatta en çok başvurduğu düşünme tarzıdır. Doğulu için bilim ve felsefe ezberlenen, yüklenilmesi gereken içi boş bir kavramlar yüküdür; onların dünyayla, hayatla ilgisi yoktur. Üni­versitelerde gençler bilim ve felsefe yapmayı değil, ­bilimi ve felsefeyi öğrenirler; yani ezberlerler. Günlük hayatta da Kavramcılık, yapıp ettiklerini kavramlar arkasında saklamak; olmayan şeyi var göstermek; var olanı da kendi çıkarına göre yorumlamak şeklinde olup biter. İnsanlar küçüklüklerini, tutarsızlık ve yalanlarını, mantığa dayanan kavram oyunları ile örterler. Hattâ çoğu zaman yalnız örtmekle kalmazlar, bunları en yüksek insanî amaçlara bağlarlar, –sanki yüksek değerlerin insan hayatındaki yeri ve ödevi, insanın çıkarlarına, yalan ve küçüklüklerine, paravana olmakmış gibi.

Kant, analitik yargılar ve gelenekle gelen metafizik hakkında ortaya koyduğu düşüncelerle, insanı hatalı ve sahte yollara düşüren aklın bu yetisine sınırlarını göstermiştir.

Kant’a göre, eğer insandan köşesinde oturarak düşünme yeteneğinin bütün olanaklarını kullanıp rasyonalist metafiziklerin yaptığı gibi kavram kurguları yapması istenseydi, bu kolay ve insanın kendi hesabına pek gurur verici sonuçlara varacağı bir iş olurdu. Halbuki ondan ‘insan olma’yı gerçekleştirmesi beklenmektedir. Burada insan, ‘pratik aklın’ ona gösterdiği ‘insan olma’ya inanmaktan başka hiçbir temele sahip değildir: ne bir kanıtlama olanağına ne de bir mutluluk amacına. Ondan gerçekleştirmesi beklenen ‘insanlık’, onun aynı zamanda varlık temeli ve varlık nedenidir. Bunu gerçekleştirmede insan yapayalnızdır: ona ne Doğa ne de tanrı yardım edebilir; öyle ki, bütün başarı ve başarısızlığının; mutluluk ve mutsuzluğunun tek sorumlusu insanın kendisidir. İnsan, ‘insan olma’yı ne başkasının kişiliğinde, hattâ ne de –dinlerin yaptığı gibi– tanrı için bir araç olarak kullanmalıdır.

Pratik aklın insandan gerçekleştirmesini mutlak olarak istediği ‘insan olma’ temeli üzerinde, bütün insanlar birleşirler. Bu bakımdan Kant insanlığın hastalıklı, kriz dönemlerinde sap­lanılan mutlak bir bireycilik ve göreceliğin de sınırlarını çiz­miştir.

İnsanın kendisini ‘kendi başına bir amacın’ gerçekleştiricisi olarak görmesi, Kant’ın insan için çizdiği bu gurur dolu, alçakgönüllü çehre, gerçekten heyecan vericidir. Kant’ın bu görüşünün Batı dünyasının düşünürleri, sanatçıları üzerinde derin etkileri olmuştur.

Felsefi araştırmalarında bilgi sorunundan hareket etmiş olduğu halde, Kant’ın insan sorunlarında varmış olduğu sonuçlar ona, bugün çeşitli yönlerden ele alınarak uğraşılan felsefi antropolojinin kurucusu sayılma hakkını kazandırmıştır. Bunun nedeni, onun insan sorunlarında, insanın maddi ve manevi çıkarlarını gözetip kollamayan, dürüst ve objektif bir tavır takınmış olması; eleştirilerinde hiçbir peşin yargıya dayanmamasıdır.

* * *

Türk dilinin hızla gelişip oluştuğu bir çağda yaşıyoruz. Bu ba­kımdan bu çeviri yapılırken, şu sırada yazı yazan herkesin kolayca anlayacağı birçok güçlükle çarpışmak zorunda kalınmış­tır. Burada, dile karşı saygısı olan herkesin yapacağı gibi, uyduruluvermiş ya da dilimize bir “kültür özentisi” olarak başka dillerden girmiş olan ve onu bozan kelimelere yer vermemeye çalışıldı. Fakat bir çeviride en büyük güçlükle, terimlerde karşılaşılmaktadır. Bizde, genel olarak, Batı dillerinden alınan terimler, artık hangi dilden aktarılmışsa, o dilde okunduğu gibi, Türk Alfabesi ile yazılır. Bu da birçok karışıklığın doğmasına neden olmaktadır. Bu bakımdan bu yazıda, hem bizim dilimizin kendi içinde, hem de Batı kültür çevresi ile bir birlik kurabilmek için, bu kelimelerin Batı dillerine geldikleri kaynaklardaki yazılış şekillerine –Grekçe ya da Latinceden geldiklerine göre, Grekçe ya da Latince yazılış şekillerine– elverdiği kadar bağlı kalma denendi.

Gerçi dili “yapmak” tek bir insanın işi olamaz; fakat dil yine de bireylerin yaptıklarıyla oluşmaktadır. Dilin oluşması kaçınılmaz bir olaydır. Onun gelişmesi için gerekli olansa, ortaklaşa bir düşünme ve görmenin doğmasıdır. Düşünüp görülerek değil de, yakıştırılan, uydurulan kelimelerle, kelime “yaratma”larla yapılmaya, geliştirilmeye çalışılan dil, birliğini ve anlamını yitirir. Bunun için yazı yazan herkesin alçakgönüllülükle Türkçe düşünmeye çalışması; kelime uydurmada değil, yapabiliyorsa düşünmede yaratıcı olması, dilin korunması ve gelişmesinin en sağlam yoludur.

 

 Takiyettin Mengüşoğlu

 

Takiyettin Mengüşoğlu [1908-1984]

Türkiye’de modern felsefi düşüncenin öncülerindendir. 1928’de Sivas Lisesi’ni bitirdi. Aynı yıl Avrupa’da eğitim göreceklerin katıldığı sınavda başarılı olarak Almanya’nın Thüringen şehrindeki Schulphorta’ya gönderildi. Bu okul Fichte, Ranke, Nietzsche gibi ünlülerin eğitim aldıkları bir gymnasium –üstlise– idi. Başarısı üzerine Göttingen Üniversitesi’nde doktora çalışması için Moritz Geiger’e gitti. Fakat Nazi tehlikesi yüzünden Almanya’da kaçmak zorunda kalan Yahudi kökenli Geiger onu, bir tavsiye mektubuyla Berlin’e, Nicolai Hartmann’a yolladı. “Husserl ve Scheler’de Bilebilirliğin Sınırları” başlıklı tez 1937’de tamamlandı. Aynı yıl Umumi Felsefe ve Mantık asistanı olarak İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’ne girdi. 1942’de “Nicolai Hartmann’ ın 20. Asır Felsefesindeki Yeri” yazısı doçentlik tezi olarak kabul edildi. 1953’te profesör oldu ve Sistematik Felsefe Kürsüsü’nün başına geçti. 1961-62 yıllarında Almanya’nın Tübingen Üniversitesi’nde misafir profesör olarak çalıştı. 1968’de kürsüyü Sistematik Felsefe ve Mantık’a çevirdi ve Felsefi Antropoloji ağırlığıyla ölümüne dek kürsüyü yönetti.

Heinz Heimsoeth (1886-1975)

Alman felsefe tarihçisi. Yeni Kantçı okulun üyesidir. 18. yüzyıl sonrası felsefe akımları üzerine çalışmalar yaptı. Felsefe tarihinin ayrı bir disiplin niteliği kazanmasında önemli katkılarda bulundu. 1950-1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nde dersler verdi, seminerler düzenledi. Kant Araştırmaları ve Batı Metafiziğinin Altı Büyük Teması (1922) adlı yapıtıyla ünlüdür.

Başlıca Yapıtları

Metaphysik der Neuzeit (1929; Yeniçağ Metafiziği), Hegels Philosophie der Musik (1964; Hegel’in Müzik Felsefesi), Geschichtsphilosophie in Nicolai Hartmann “Systematische Philosophie” (1942; Nicolai Hartmann’ın “Sistematik Felsefe”sinde Tarih Felsefesi)