• Felsefeye Giriş

Felsefeye Giriş

  • 220,00 TL
  • 154,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda


Etiketler: kitaplar

Felsefeyi akademinin, hayattan soyutlanmış kavramlarının insani pratikleri ve tecrübeleri tam olarak yansıtmayan sınırlı ve dar çerçevesine hapsetmek yerine hayatın tazeliğine ve canlılığına temas eden, evrende bulunan her şeyi tam olarak kuşatan bir genişlikle ele almak gerekir.

Aksi halde, küçük bir çevrenin anlaşılması ve paylaşılması son derece zor akademik ilgilerinin tutsağı olmuş bir düşünce evreni ortaya çıkar ki bu, her türlü entelektüel etkileşimi ve aynı zamanda geniş kitlelerin bu yöndeki ilgilerini dışarıda bırakır. Bunun bir sonucu olarak toplumsal ve bireyler arası çatışma ve gerilim yaratan genel bir basiretsizlik hali olarak karşımızda beliren mevcut durumda, akıldan ve sağduyudan uzak, hayatın ve insani dünyanın temel problemleri üzerinde asgari bir tartışma, konuşma ve en önemlisi düşünme pratiği oluşturamamış bir topluluğun gürültücülüğü ve "idare ediciliği" daha iyi anlaşılır.

Sakin, tutarlı, ölçülü bir biçimde İyi, Güzel, Doğru hakkında yetkin ve upuygun sorular sormanın, varolan her şey hakkında hayattan hiçbir zaman ayrı düşmeyen bir kavramsal zeminde yöntemsel ve sistematik düşünmenin örnekleri ise çok fazla değildir.

T. Mengüşoğlu güncelliğini koruyan bu eseriyle, özellikle Nietzsche ve Scheler'i takip ederek bize, hayatın hem pratik hem de teorik alanlarında yeni ufuklar açan doğru düşünmenin imkânlarıyla ilgili ipuçları veriyor ve felsefenin herkes için ulaşılabilir olduğunu gösteriyor.  


  • Yazar: Takiyettin Mengüşoğlu
  • Kitabın Başlığı: Felsefeye Giriş
  • Yayına Hazırlayan: Uluğ Nutku
  • Kapak Tasarımı: Mr. Z & Z
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 84; Felsefe Dizisi - 24
  • Basım Bilgileri: 1. Basım / Ocak 2013 | 4. Basım / Eylül 2021
  • Sayfa Sayısı: 389
  • ISBN: 978-975-8717-86-6
  • Boyutları: 13,5 x 21

Mengüşoğlu Külliyatını Sunuş

İkinci Baskıya Önsöz

I. Çeşitli Felsefe Disiplinlerinin Fenomenolojik Bir Betimi


II. Bilim Teorisi

Bilimlerin Sınıflandırılması ve Yöntem Problemi

W. Windelband’a Göre Bilimlerin Sınıflandırılması

W. Dilthey’a Göre Bilimlerin Sınıflandırılması

Bilimlerin Ontolojik Sınıflandırılması


III. Bilgi Teorisi

Bilgi Fenomeni

     Bilgi Fenomeninin Betimi

     Özne ve Nesnenin Varlık Karakteri

     Özne-Nesne Bağından Ortaya Çıkan Felsefe Teorileri

Bilgi Aktları

     Algı Aktı

     Düşünme Aktı

     Anlama Aktı

Açıklama

Bilgi Aktlarının Başarısı

     Aktların Sağladığı Bilginin Niteliği

     Apriori Bilginin Temellendirilmesi Üzerine Felsefi Görüşler

     Ontolojik Görüş Bakımından Apriori, Aposteriori Bilgi

     Bilgi Aktlarının Nesneye Uygun Gelmesi ya da Gelmemesi (Hakikat-Hata Problemi)

     Hakikatin “Bir”liği ve “Mutlak”lığı

     Aşkın ve İçkin Hakikat

     Bilgi Aktları ile Nesne Arasındaki Uygunluğun İşareti (Hakikat Ölçütü)

Bilgi-Aktlarının Amacı: Bilgide Araştırma ve İlerleme Problemi


IV. Mantık

Mantığın Araştırma Alanının Sınırlandırılması ve Düşünce ile Düşünme Arasındaki Bağ

Mantık Üzerine Yanlış Görüşler

Mantığın İlkeleri

Yargının Öğeleri, Yargılardan Çıkarılan Sonuçlar, Kavramlar


V. Ontoloji

Ontolojinin Genel Bir Betimi

     Ontolojinin Görevi ve Ontoloji Kavramı

     Varlık-Fenomenleri

     Ontolojik Tavırla Bilimsel Tavır Arasındaki İlişki

Ontolojinin Araştırma Alanının Sınırlandırılması

     Varlık İlkeleri

     Varlık Türlerinin Betimi

     Real Varlıkla İdeal Varlığın Veriliş Tarzları

     Varlık-Tarzları/Modaliteleri

Eski ve Yeni Ontoloji

     Eski ve Yeni Ontolojinin Kısaca Karşılaştırılması

     Eski Ontoloji ile Mantık Arasındaki İlişki

     Yeni ve Eski Ontoloji Arasında Özel Bir Yer Alan “Öz Ontolojisi”

     Varolanı “Varoluş” ve “Hiçlik” Olarak Gören Metafiziksel Ontoloji


VI. Doğa Felsefesi

Doğa Felsefesinin Doğuşu

Cansız Varlıkla Canlı Varlık Arasındaki Bağ

Doğa Kategorileri


VII. Tarihsel Varlık Alanının Felsefesi

Tarihsel Varlık Alanı ve İlkeleri

Tarihsel Varlık Alanını Yöneten İlkeler

     Zaman Kategorisi

     Mekân Kategorisi

     Kalıtsal Özellikler Kategorisi

     Nedensellik Kategorisi

     Karşılıklı Etki Kategorisi

     Görüş Tarzı Kategorisi

     Eğitim Kategorisi

     Gelenek Kategorisi

     Değerlerin Belirlenimi

     Oluş Kategorisi


VIII. Sanat Felsefesi

Estetik ve Sanat Felsefesi

Bilgi ve Sanat

Çağların Sanat Özellikleri

Sanattaki “İzm”lerin Anlamı

Sanatın Sağladığı Bilgiye Somut, Bilim ve Felsefe Bilgisine Soyut Denilmesinin Nedeni

Sanattaki Gerçekleştirme İşlevi

Sanatla Hayat Arasındaki Bağ


IX. Dil Felsefesi

Dil Felsefesinin Problem Alanı

Dilin Varlık Yapısı, Dil ile Varlık Dünyası, Dil ile İnsan Başarıları Arasındaki Bağlar

Bir Olanaklar Alanı Olarak Dil

Dil ile Hayat, Dil ile Öznel Düzlem Arasındaki Bağ

Dilin İnsan için Anlamı

Dil Üzerine Teoriler


X. Felsefi Antropoloji

Felsefi Antropolojinin Problem Alanının Kısa Betimi

Zamanımızdaki Antropolojik Teorilerden Bazıları

Ontolojik Temellerden Kalkan Felsefi Antropoloji


XI. Ethik

Ethiğin Problem Alanı

Ethik Tarihinde Ortaya Atılan Önemli Görüşler

Antropolojik ve Ontolojik Temellere Dayanan Ethik


XII. Hukuk ve Devlet Felsefesi

Devlet ve Hukuk Felsefesinin Problem ve Fenomen Alanı

Devlet ve Hukuk Fenomenleri Hakkında Ortaya Atılan Kurgusal Görüşler

Antropolojik-Ontolojik Temellerden Hareket Eden Devlet ve Hukuk Felsefesi


XIII. Din Felsefesi

Kurgusal Bir Problem Olarak Din

Din Felsefesinin Fenomen ve Problemleri


XIV. Metafizik

Eski Metafizik

Problem Metafiziği


XV. Problem Olarak Felsefe Tarihi

Tarih

Bilim ve Felsefe Tarihinin Özellikleri

Felsefe Tarihinin Karşılaştığı Güçlükler

Felsefe Tarihinin Doğru Yolda Yürümesine Engel Olan Etkenler


Dizin

Mengüşoğlu Külliyatını Sunuş

 

Doğu Batı Yayınları’nın ‘Takiyettin Mengüşoğlu Külliyatı’ yayımlama fikrini dostum Taşkın Takış bana iki yıl önce iletmişti. Hocamın bazı kitaplarının ikinci basımlarını o hayattayken yayına hazırlamıştım. Sonraki basımları eşi Tomris Mengüşoğlu düzenlemişti. Şimdiki iş, dil yönünden bir daha gözden geçirme ve ciltleri sıraya koymaktır. Felsefeye Giriş’i ilk cilt olarak seçtik; çünkü hem öğretimde talep bakımından hem de felsefeye ilginin gittikçe arttığı toplumumuzda tanıtım bakımından önceliklidir.

Düzelti işi bazen yazmaktan zordur. Yazarın üslubunu bozmadan, cümlelerin anlamını değiştirmeden bu işi yapmak, sanıldığından daha ağır bir sorumluluğu üstlenmeyi gerektirir. Daha açık kılınması gereken konuları saptamak ve yeniden yazmaktan çekinmedim. Felsefeye Giriş derslerimde bu kitabı uzun yıllar boyunca kullandığımdan, kendimi bu tür değişikliğe yetkili sayıyorum.

 

Ciltleri şöyle sıralamayı düşünüyoruz:

1. Felsefeye Giriş

2. Kant ve Scheler’de İnsan Problemi

3. Fenomenoloji ve Nicolai Hartmann

4. Felsefi Antropoloji (sonraki baskısı İnsan Felsefesi başlığındadır;  insan felsefesi kültür tarihini ve insanın doğal evrimini de kapsadığından daha geniş bir alandır; oysa kitap asıl konu olan ‘insanın varoluş koşulları’nı incelemektedir).

5. İnsanla Hayvan Arasında Ortaya Çıkan Zıt Fenomenler (ilk başlığı budur; sonraki baskısında İnsan ve Hayvan-Dünya ve Çevre başlığındadır; felsefi antropolojiye hazırlık çalışması olduğundan, ad değişikliğine gerek yoktu; sonraki baskısında İnsan Felsefesi ile tek cilttedir, ek olarak düşünülmüş; bu yanlış bir bakışın sonucuydu). 

6. Kısa Yazılar/Makaleler (Max Scheler ve Eserleri; Değişmez Değerler-Değişen Davranışlar ile İ.Ü. Felsefe Bölümü dergisi olan Felsefe Arkivi’nde basılmış makaleler).

7. Husserl ve Scheler’de Bilebilirliğin Sınırları (Nicolai Hartmann’ın danışmanlığında Almanca doktora tezi, Berlin 1937. Kitabın çevirisi yapılmamıştır; çevirmekteyim).            

 

Uluğ Nutku

İkinci Basıma Önsöz

 

Giriş’in birinci basımı biteli yıllar geçti. Bizim memleketimizde iki bin basımlı felsefi bir eserin bu kadar çabuk tükenmesi şaşırtıcıdır. Giriş’in bu ikinci basımında bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu basımı birincisinden ayırt eden önemli noktalar şunlardır: 1. Bu basım dil bakımından birinciden farklıdır. Aradan geçen zaman içinde, yazılarımda ve derslerimde kullandığım dil, bir zorlanma olmadan daha sadeleşti; böylece Giriş’in bu basımının dili, bugün derslerimde ve yazılarımda kullandığım dile yaklaştırıldı. 2. İkinci basım için birincisinin metni ele alınarak, üzerinde aylarca çalışıldı; eski metnin bazı yerleri değiştirildi; bazı yerlerine ekler yapıldı; bazı yerleri çıkarıldı. 3. Birinci basımda eski Yunan ve Latin dillerinden gelen kelimeler değişik şekillerde yazılmıştı; örneğin ontoloji, ontologie, antropoloji, antropologie gibi. Şimdi ise yazılışları uluslararasında ortak olan bu sınırlı sayıdaki kelimelerde, eski dillerin harfleri muhafaza edilmeye çalışılmıştır.

Bu kelimelerin okunmasına gelince: En doğrusu onları yazıldıkları gibi okumaktır. Bir Batı dilini bilmeyen okuyucu için durum açıktır; o, bu kelimeleri yazıldıkları gibi okuyacaktır. Ama Batı dillerinden birisini bilenler, bu kelimeleri değişik şekilde okuyabilirler. Bu, artık okuyucunun bildiği dile göre değişir. Fransızcanın etkisi altında kalanlar, Fransızca; İngilizcenin etkisi altında kalanlar da İngilizce okuyacaklardır. Ne şekilde okunursa okunsun, bu terimler Batı dillerinde yazılan herhangi bir sözlükte aranıp bulunabilecektir. Batı dillerindeki durum da bundan farklı değildir; yani onlar da bu kelimeleri asıllarından almışlardır. Ancak burada Fransızcanın eski dillerden aldığı kelimelerin sonuna eklediği “ie”nin “e”si kaldırılmıştır. Nitekim İngilizler de “ie” ile biten kelimelerin sonuna, “ie” yerine “y” harfini koymuşlardır. Ancak Almanlar, Fransızcadaki yazılış şeklini olduğu gibi almışlardır. Demek oluyor ki her ulus, bilim ve felsefede ortak olan bu kelimeleri kendi dilinin fonetik yapısına göre, yani harflerin fonetik değerine göre okumaktadır. Bizde çok yerleşmiş olan “loji”lerden psikolojiyi ele alalım: İngilizcede psikoloji, “psychology” şeklinde yazılır ve “saykoloci” olarak okunur. Fransızcada ise psychologie olarak yazılır ve bizim dilimizdeki gibi, psikoloji olarak okunur. Almanlar, Fransızlar gibi yazarlar ve psikologi şeklinde okurlar. Hepsinde ortak olan yan, eski Yunancanın “logos”undaki “g”nin kaybolmamasıdır. Bizde Türk alfabesi yapılırken, hiç gerekmediği halde, Latincedeki “ye” sesi de, “je” olarak Türkçeye alınmıştır. Aslı Türkçe olan kelimelerde (j) ile yazılan tek bir kelime yoktur; çünkü dilimizde “j” sesi yoktur. İleride dilcilerimizin bunu düzelteceklerini umuyorum.

Giriş ilk defa çıktığı zaman, onu hemen okuyup bana uzun bir mektup yazan merhum Avni Başman olmuştur. Avni Başman kitabı beğeniyor; hattâ çok övücü cümleler yazıyor. Öte yandan da bazı terimleri ve özellikle “loji”leri eleştiriyor. Hattâ mektubunun bir yerinde septik kelimesini bir basım hatası olarak görüyor ve şunu yazıyor: “Kitabınızın 80’inci sayfasında alttan 9’uncu satırda “septik” kelimesi skeptik olacaktır sanıyorum. Bir tertip yanlışı olması icabediyor.” İkinci basımının terminolojisinin yazılışında Avni Başman’ın tavsiyelerine uyulmuş, eski dillerin harfleri muhafaza edilmiş ve kitap da kendisine ithaf edilmiştir. Ne yazık ki septik kelimesi gene tertip yanlışı olarak kalmıştır.

Milli eğitimimize büyük emekleri geçen bu değerli, bu alçakgönüllü ve çok okuyan insanı saygı ile anmalıyız. Hele milli eğitim problemlerimizin şimdi içinde bulunduğu, içinde çırpınıp kaldığı bugünkü kaotik durum göz önünde bulundurulursa, onun değeri bir kat daha artmakta, kendisini ve çağını aratmaktadır. Fakat böyle bir arama, ancak onun gibi çalışanların, okuyanların, milli eğitim problemlerimizi içten benimseyenlerin izinde gidecek insanların yetişmesini istemektir; yoksa tekler gelip geçicidir; kalıcı olan, yaşamak isteyen milletlerdir; bunu da ancak milli eğitim sağlayabilir. Her şey onunla oluyor; yükselme de, batma da; her ikisi orada birleşiyor.

 

Takiyettin Mengüşoğlu

İstanbul, 21 Aralık 1967

 

 

* Hocamın ilk cümlesinde “Giriş’in birinci basımı biteli yıllar geçti” dedikten sonra “bu kadar çabuk tükenmesi şaşırtıcıdır” demesinde hiçbir ironi yoktu. Tersine, bunu felsefenin toplumca benimsenmesinin bir göstergesi saymıştı. Bu durumdan hoşnutluğunu belirtmek istemişti (Uluğ Nutku).

Takiyettin Mengüşoğlu (1908-1984)

Türkiye’de felsefenin kurucu isimlerindendir. 1928’de Sivas Lisesi’ni bitirdi. Aynı yıl Avrupa’da eğitim göreceklerin katıldığı sınavda başarılı olarak Almanya’nın Thüringen şehrindeki Schulpforta’ya gitti. Bu okul Fichte, Ranke, Nietzsche gibi ünlülerin eğitim aldıkları bir gymnasium –üstlise– idi. Başarısı üzerine Göttingen Üniversitesi’nde doktora çalışması için Moritz Gei­ger’e başvurdu. Fakat Nazi tehlikesi yüzünden Almanya’da kaçmak zorunda kalan Yahudi kökenli Geiger’in tavsiye mektubuyla Berlin’e, Nicolai Hartmann’ın yanına gitti. Burada psikolog Prof. Köhler diğer bir mantıı olan Prof. Maier, kültür felsefecisi Prof. Sprangler’in derslerini takip etti. Yoğunluk olarak Hartmann’ın sahası olan, mantık, bilgi, teorisi, tarih felsefesi, etik ve doğa felsefesi için felsefe doktorasında gerekli görülen Latince ve Yunancayı öğrendi. Husserl ve Scheler’de Bilinebilirliğin Sınırları (Über die Grenzen der Erkennbarkeit bei Husserl und Scheler) başlıklı tezini 1937’de tamamladı. Aynı yıl Umumi Felsefe ve Mantık asistanı olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girdi. 1942’de “Nicolai Hartmann’ın 20. Asır Felsefesindeki Yeri” yazısı doçentlik tezi olarak kabul edildi. 1953’te profesör oldu ve Sistematik Felsefe Kürsüsü’nün başına geçti. 1961-62 yıllarında Almanya’nın Tübingen Üniversitesi’nde misafir profesör olarak çalıştı. 1968’de kürsüyü Sistematik Felsefe ve Mantık’a çevirdi ve kendine özgü bir insan felsefesi ve felsefi antropoloji bakışısını Türkiye’ye kazandırdı.

Doğu Batı Yayınları’ndaki diğer eserleri:  Kant ve ­Scheler’de İnsan Prob­lemi (2014), İnsan Felsefesi (2015), Fenomenoloji ve Nicolai Hartmann (2021). Çevirileri: Kant’ın Felsefesi, Heinz Heimsoeth (2007), Felsefenin Temel Disiplinleri, Heinz Heimsoeth (2007).

İndirimli Setler

Takiyettin Mengüşoğlu Dizisi

İndirimli Fiyat: 541,80 TL 602,00 TL

Kazanç: 60,20 TL

Mevcut Seçenekler: