• Doğu Batı Sayı 80: Distopya

Doğu Batı Sayı 80: Distopya

  • 45,00 TL
  • 33,75 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Funda Civelekoğlu
Korkunçlaşan Dünyanın Teselli Noktası Olarak Distopya

Özgür Taburoğlu
Felaketler: Yeryüzüne Teslim Olan Dünya

Emrah Atasoy
Ütopyacılık, Ütopya ve Distopya Üzerine Genel ve Eleştirel Bir Bakış

Simten Coşar & Leyla Bektaş-Ata
Modernin Distopyası: Neoliberal Akademiyi Birlikte Oto-Etnografiyle Anlamak

Mesut Hazır & Talha Dereci
Hayat Bir Distopyadır Modernlikten Postmodernliğe Bir Ütopya-Distopya Dikotomisi içinde Toplum

Koray Tütüncü & Fatma Tütüncü
Bir Distopya Olarak Textualité: Martha Nussbaum’ın Metinsellik Diyarına Karşı Özcülük Savunusu

Pınar K. Üretmen
Distopyalar: Foucault’nun İktidar Kavramının ve Agamben’in Olağanüstü Hal Açılımının Distopik Anlatılardaki İzdüşümleri

Orhun Yakın
Bazen Ölümden İyisi Yok: Bir Distopya Filmi Olarak Threads (1984)

Aslı Favaro
Distopik Filmlerde Teknolojik Evrenler

Richard A. Posner
Huxley’e Karşı Orwell: Ekonomi, Teknoloji, Mahremiyet ve Hiciv

Stantuca Romano Dima-Laza
Ütopya Distopyaya Karşı Mükemmel Bir Varoluş için Mükemmel Bir Çevre

Andrew Milner
İklimi Değiştirmek: Distopya Siyaseti

Nihal Kocabay-Şener
Distopyadan İnternete Bilgi ve İktidar İlişkisi: Kim Kazandı, Kim Kaybetti?

  • Genel Yayın Yönetmeni: Taşkın Takış
  • Onur Kurucuları: Halil İnalcık, Şerif Mardin
  • Yayın Kurulu: Oğuz Adanır, Ali Akay, Simten Coşar, Özcan Doğan, Kurtuluş Kayalı, Armağan Öztürk, Özgür Taburoğlu, Ali Utku, Aytaç Yıldız
  • Dergi Başlığı: Distopya
  • Dönem: Şubat, Mart, Nisan 2017 [Yıl 20, Sayı: 80] 
  • Basım Bilgileri: 2. Basım / Nisan 2020 [1. Basım / Haziran 2017]
  • Sayfa Sayısı: 300
  • ISSN: 1303-7242
  • Barkod: 9771303724801
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Ön Kapak Resmi: Otomatik Portakal için üretilen oyuncak seti, Mezcotoys, 2017.
  • Arka Kapak Resmi: Presidio Modelo cezaevi, Küba.
  • Boyutları: 16,5 x 24

SENİN ÜTOPYAN BENİM DİSTOPYAMDIR

 

Her şeyin güzel olacağı iddiasına karşılık hiçbir şeyin güzel olmayacağını öngören karamsar bir senaryonun yazarlığını üstlenir tüm distopik söylemler. Bu senaryonun geçtiği zaman belirsizliklerle doludur, konumlandığı me­kân esasen yeryüzünde hiçbir yeri ve bölgeyi işaret etmez ve buranın sakinleri korku ve tehlikelerle dolu bir yaşam sürerler. Felaketler yeryüzüne dağılmıştır. Ama yazgının da ötesine geçen bir tevekkülle tüm olumsuzluklar kabullenilir. Dünyanın geldiği noktada, beklentiler ve umutlar boşa çıkmıştır. Distopik anlatılar, eski dünyanın büyük ölçüde iyimserlik taşıyan ütopyalarına karşı, muhtemelen şuna yakın bir itirazı seslendirirler:

        Esasen senin ütopyan benim distopyam olmalı… Bir boşluk hayal et ve kendini geniş bir zaman dilimine yerleştir. Tutsak edici geçmişe ve büyük harflerle yazılan hiçbir hakikate bel bağlamadan yalnızca içinde bulunduğun koşulları tarafsız olarak resmetmeyi dene. Acaba nasıl bir zaman di­liminden geçiyoruz? Bugüne kadar sana anlatılanlarla gerçeklerin örtüştüğünü hiç gördün mü? Yalnızca basit bir ayakta kalma güdüsüyle canlıla­rın birbirini ezdiği, bunun da ötesinde savaşın yüceltildiği ve cehaletin övüldüğü bir zemine varıldı. Ütopyaların vaat ettiği cennet ülkelerini artık unut! Çün­kü hâlâ felaket dönemlerinin şarkılarını mırıldanmakla meşgulüz… Bü­yük bir yıkımın ve yozlaşmanın ürünüyüz bizler!

        Gerçeğin daha iyi görülebilmesi adına bizden uzak bir geleceği haber eden distopyalar alışılagelen tüm mantık kurgularını karartır. Geçmiş ve ha­fızalar tek tek silinir. Böylelikle tek bir doğrultuda hareket eden ve düşünen türler kopyalanır, çoğaltılır. Geleneksel ilişkiler, tarih anlayışı, doğaya bakış ve dünya algısı tepetaklak edilir. Şimdiye kadar öğrenilen doğru/yanlış tablolarının hiçbir kıymeti yoktur. Ahlâki ve vicdani değerlerin önüne ka­lın bir set çekilmiştir. Yalnızca düşmanın hedef gözetildiği bir nefrettir biz­leri yaşatacak olan. Bu çarkın dönebilmesi için yeni bir bilgi sistemine, ayrışmanın, sınıflanmanın kusursuz olduğu bambaşka bir etik manzumesine gereksinim vardır. Dolayısıyla herkese yeni vazifeler düşmektedir. Gücü elinde tutan önderler, siyasiler, elitler ve daha altta toplanan iş adamla­rı ve bilgi yayıcılarının esas görevi bu hınç mekanizmasının verimliliğini artırmaktır. Yepyeni ufuklara doğru hızla yol alınacaktır. Örneğin kitaplar hayatımızdan çıkarılması gerekiyorsa eğer, üst makamdan gelen emrin derhal yerine getiril­me­si gerekir. Okumadığını, düşünmediğini, hayal etmediğini ve hattâ bugüne kadar hiçbir konuda fikir beyanında bile bulunmadığını ispatlayan biri çıkarsa, o kişi bu başarısından ötürü ödüllendirilmelidir. İdeal düzende duygular sıcak bir temas kurmaktan ziyade teknolojinin içe doğru hiçbir geçirgenlik kabul etmemesi gibi daima dışa doğru anlamsızlığı, soğukluğu ve boşluğu yaymalıdır. Her şey denetim altına alınmalıdır ki, tehditler savuşturuluncaya dek bu üstün görev dev bir gözün acımasız bakışlarına tam bir teslimiyet içinde devredilebilsin.  

        Distopik bir toplum tahayyülü tüm anormallikleri normale çevirmekte ustadır. Bu seviyede bir akıl yürütme tarzının edebiyat ve sinemadaki yansımaları ufuk açıcı olmuştur. Çok sayıda Batılı örnek zıtlıkların çoğaltılması suretiyle kişi ve kurumların küçük dünyalarına inebilmiştir. Biraz da acımasız diyebileceğimiz ironik üslupla nasır tutmuş benlikler tamamen aykırı ve tuhaf tekniklerle sarsılmaya, yerinden edilmeye çalışılmıştır.

        Doğu Batı’nın distopyayı gündeme getiriş sebebi, bu örneklerin davranış kalıplarımıza nüfuz ettiğini tekrar hatırlamak ayrıca birbirinden farklı toplumların hastalıklı bir kurguyu nasıl aynı kalıplarla yeniden üretebildiğini göstermektir. Son yıllarda Orwell, Huxley gibi yazarların eserlerinin san­ki dün yazılmış gibi bizde ilgiyle karşılanmasının somut bir açıklaması ol­malıdır. Sözü edilen yazarların çalışmaları soğuk savaş öncesi bir döne­me denk gelse de, bugünkü halet-i ruhiyenin esasen pek değişmediği, çelişkilerin, trajikomik sahnelerin ne derece benzer olabileceği yönündedir. Nihayetinde yaşadığımız dönem tam da distopik çağrışımlara uygun düşen bir ortamı çağrıştırır ve acı deneyimlerdeki süreklilik ütopyalardan çok dis­topyalara kulak vermemiz gerektiğini öğütler.    

    

Taşkın Takış