• Çin Halkının Zihniyeti

Çin Halkının Zihniyeti

  • 70,00 TL
  • 49,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Bir Çin aile yuvası minyatür bir gökyüzüdür diyor, kitabın yazarı Ku Hung-Ming.

Çin uygarlığı, Çin edebiyatı ve Çin kadını yazar için başka bir duyarlılığa ve düşünüş tarzına pencere açıyor.

Ming, tüm kitap boyunca Avrupalılara halkının, kültürünün, uygarlığının birikimlerini anlatmaya çalışıyor. Bu çağrı zaman zaman tepkisel bir tona bürünse de herkesin tek bir dünyaya ayak bastığı günümüzde, toplumların esasen birbirinden çok farklı zihniyetlere sahip olduğunu haber veriyor Ku Hung-Ming.

Çinliler bireyi, aileyi, toplumu, ataları bir bütün halinde düşünür. Kişi ahlâki özelliklerini işlemek, geliştirmek ve bunları anne babasından başlamak üzere toplumun diğer tüm üyeleriyle uyumlu kılmakla yükümlüdür. Herkes yerini, konumunu, görevlerini bildiğinde doğadaki ahenk gibi bir ahenk, dirlik, düzenlik insanlar arasına da gelip yerleşir. Bunu sağlayacak en önemli enstrümanlar ise müzik ve törenler bilgisidir; yani ritm ve sembollere dayalı bağlılık ritüelleri. Belki de bu yüzden Konfüçyüs’ün ahlâk yasası Avrupalı insanın dine bakış açısından tamamen farklıydı.

20. yüzyılın başında Batı kurumlarında eğitim gören çok dilli ve kültürlü Çinli aydın Ku Hung-Ming, derinden bağlı olduğu geleneksel Çin kültürü ile Batı uygarlığını karşılaştırırken zihniyet dünyamıza pek de uzak olmayan bir çelişkiyi anımsatmaktadır.


  • Yazar: Ku Hung-Ming
  • Kitabın Başlığı: Çin Halkının Zihniyeti
  • Orijinal Başlık: L’esprit du peuple chinois
  • Çeviren: Hanife Güven [Fransızca]
  • Yayına Hazırlayan: Taşkın Takış
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 90; Antropoloji - Kültürel Çalışmalar - 5
  • Basım Bilgileri: 2. Basım / Haziran 2020 [1. Basım / Ekim 2013]
  • Sayfa Sayısı: 165
  • ISBN: 978-975-8717-96-5
  • Kapak Resmi: Giuseppe Castiglione, Lady Hoja’nın portresi.
  • Boyutları: 13,5 x 21

Çevirenin Önsözü

Guglielmo Ferrero’nun Önsözü

Yazarın Önsözü

Giriş: İyi Yurttaşlık Dini

I. Çin Halkının Zihniyeti

II. Çin Kadını

III. Çin Dili

IV. Çin’deki İngilizler ya da John Smith’ler

V. Bir Büyük, Sinolog!

VI. Çince Alanındaki Çalışmalar

Ek: Aşağı Tabakalara Tapınma ya da Savaş ve Çıkış Yolu

Çevirenin Önsözü

 

Qing Hanedanı’nın en önemli yazar ve düşünürlerinden biri sayılan Ku Hung-Ming’in (1857-1928) yaşamı ile ilgili bilgiler birkaç makaleyi geçmemektedir. Çinli bir baba ve Portekizli bir annenin oğlu olduğu, İngiliz hâkimiyeti altında bulunan Malezya’nın kuzeyinde Penang adasında doğduğu ve 10 yaşında iken, babasının çalıştığı kauçuk işletmesinin İngiliz sahibi tarafından İskoçya’ya götürüldüğü bilinmektedir. Burada Ku Edinburgh Üniversitesi’nde edebiyat (1873-1877) okur, daha sonra Leipzig Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği ve Paris’te hukuk öğrenimi görür. Eğitimini tamamladıktan sonra Malezya’ya döner, bir süre Singapur’da kaldıktan sonra, 1885’ten itibaren Çin’e yerleşir, yirmi yıl kadar son Qing Hanedanı’nın (1644-1912) önemli siyasi liderlerinden biri olan Zhang Zhidong’a (1837-1909) danışmanlık yapar. Pekin Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan yazar bir süre Japonya’da da yaşamıştır. Ku Hung-Ming Çince, İngilizce, Fransızca, Almanca dillerini biliyor, İtalyanca, eski Yunanca, Latince, Malayca ve Japoncayı da anlıyordu. Konfüçyüs’ün eserlerinin İngilizceye çevrilmesinde ve tanıtılmasında önemli rol oynamıştır.

Kendini Doğu’nun, Batı’nın, Kuzey’in ve Güney’in insanı ya da Avrupalılaştırılmış bir Çinli olarak tanımlayan Ku Hung-Ming yıkılışına tanık olduğu hanedana derinden bağlı, demokratik rejimlere karşı ise son derece kuşkucuydu. Demokratik yönetimlerin niteliksiz bir sayısal çoğunluğun kuklasına dönüşebileceğine ilişkin ciddi kaygılar taşıyor ve bunu içtenlikle dile getiriyordu. Bu düşünceleri Ku’nun köhne düşünceleri savunan bir ‘gerici’ye indirgenmesinde ve uzun yıllar boyunca unut(tur)ulmasında etkili olur. Hanedan yıkıldıktan on yıl sonra bile kesmediği at kuyruğu saçı, geleneksel şapkası, giysileri ve “eksantrik” kişiliği de bunda rol oynamıştır. Son yıllarda hakkında akademik yayınlar yapıldığı görülmektedir.

Eseri daha iyi anlamak için yazıldığı tarihsel bağlamdan kısaca bahsetmekte yarar var: Çin uygarlığı 19. yüzyılın ikinci yarısında, Qing Hanedanı’nın son zamanlarında, bir yandan siyasal ve ekonomik açıdan gerilerken, öte yandan geleneksel tarım toplumu özelliğini yitirmeye başlamıştı. Bu arada Batı kültürü özellikle İngilizler tarafından kurulan çok sayıda temsilcilik ve misyonerler aracılığıyla, yavaş yavaş Çin toplumuna nüfuz etmekteydi. Batı’nın sömürgeci tahakkümüne, yabancılara ve Hıristiyanlara karşı daha ziyade aydınlar nezdinde bir tepki olarak kalan ve halk tarafından pek destek görmeyen 1899-1901 arasındaki Boxerler ya da Boksörler ayaklanması (The Boxer Rebellion) Sekiz Devlet İttifakı ile geçici de olsa bastırılmış ve Çin’e çok pahalıya mâl olmuştu. 1911’de Xinhai Devrimi adı verilen ayaklanma sonucu, King hanedanı ve Çin İmparatorluğu Bertolucci’nin filmine atfen söylersek çocuk yaştaki “Son İmparator” Puyi’nin (1906-1967) 12 Şubat 1912’de tahttan çekilmesiyle fiilen sona ermiş ve yerini Çin Cum­huriyetine bırakmıştı.

20. yüzyılın başlarında bir yandan Rus-Japon Savaşı’ndan galip çıkan Japonya’nın, öte yandan nüfus yoğunluğu ve ekonomisiyle giderek güçlenen Çin’in Avrupa’da yarattığı kaygılar, Batı dillerine “sarı felaket” (le Péril Jaune - the Yellow Péril) gibi bir kavramı katmış, ancak bu vesileyle Avrupalılar, en azından belirli bir aydın kesim, Batı’nın sömürgeci hükümranlığı nedeniyle Asyalıların maruz kaldığı “beyaz felaket”i sorgulama fırsatı bulmuştu. 20. yüzyıla yarı feodal bir yarı sömürge devlet olarak, Batı’nın bu ülkeye yönelik ayırımcı benzetmesiyle söyleyecek olursak l’homme malade de l’Asie: Asya’nın Hasta Adamı olarak girmiş olan Çin, 1911 Xinhai Devrimi, Çin Cumhuriyeti, II. Dünya Savaşı, Mao Zedong’cu komünistler ile Chiang Kai Shek (Çan Kay Şek) yönetimindeki milliyetçiler arasındaki iç savaş ve nihayet 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması gibi tarihsel aşamalardan geçerek 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, ekonomi, ticaret, sanayi ve uluslararası ilişkiler gibi farklı alanlarda varlığını en belirgin şekilde hissettiren Asya ülkelerinden biri olmuş durumda. Fakat ülkemizde Çin’in kültürü hakkında büyük bir bilgi boşluğu var. Bu da modern edebiyatçı ve düşünürlerinin eserlerinin yeteri kadar dilimize kazandırılmamış olmasından ileri geliyor.

Ku Hung-Ming bu kitabı 1915’te modern Avrupa’nın büyük krizlerinden olan I. Dünya Savaşı esnasında The Spirit of the Chinese People adıyla İngilizce kaleme alır. Çin ve dünya tarihinin böylesine çalkantılı bir dönemecinde yayımlanan bu çalışmada, Çin uygarlığı ve halkı belki de ilk kez bir şarkiyatçının (Orientalist) değil bir Çinlinin bakış açısından, içerden anlatılır. Öte yandan Batı dünyası, Batı’daki siyasal gelişmeler ve I. Dünya Savaşı Çinli bir aydının gözüyle dışardan değerlendirilir. Kitap 1927’de P. Rival tarafından L’esprit du peuple chinois adıyla Fransızcaya çevrilerek İtalyan tarihçi, gazeteci, yazar Guglielmo Ferrero’nun önsözüyle yayımlanır.

Bu çevirimizde öncelikle P. Rival tarafından yapılan Fran­sızca metni temel aldık, ancak az da olsa mantıksal bütünlü­ğe ters düşen bazı ifadelerle ve belirgin tarih yanlışlarıyla karşılaşınca İngilizce özgün metne de sistematik olarak başvur­ma gereği duyduk. Yazarın sık sık kullandığı yinelemelere onun bi­çemine saygı göstermek maksadıyla büyük ölçüde sadık kal­dık. Gönderme ve alıntıların çoğu özgün dillerde (İngilizce, Almanca, Latince, Fransızca vb.) yapılmış olsa da bunları da Türkçeye çevirmeyi uygun bulduk. Kültürel, zamansal ve me­kân­sal uzaklığı göz önüne aldığımızda yazarın kullandığı nükteli dili ve örtük anlatımları daha iyi aktarabilmek için dipnotlar ekledik.

Kökenleri Doğu’da olsa da yüzünü hep Batı’ya çevirmiş olan Türklerin çeviri alanında da Batılı yapıtları ön planda tuttuğu bir gerçektir. Bu çevirimizle, günümüz dünyasının geleceğini etkilemekte olan en eski Doğu uygarlıklarından birinin değerler sisteminin tanıtılmasına katkıda bulunmayı umuyoruz. Batı kurumlarında eğitim almış çok dilli, çok kültürlü bir Çinli aydının, derinden bağlı olduğu geleneksel Çin kültürüne ve Batı Uygarlığına bakışını anlamak açısından önemli bir yapıt olan Çin Halkının Zihniyeti kitabı 20. yüzyılın başlarında yazılmış olmasına rağmen, günümüzde halen güncelliğini korumaktadır.

 

Hanife Güven

Guglielmo Ferrero’nun Önsözü

 

Ku Hung‑Ming bir “Eski‑Çinli”dir, yani bir gelenekçidir, monarşist ve Konfüçyüsçü Eski Çin’e bağlılığını sürdüren bir Batı ve Batı uygarlığı düşmanıdır. Ama bu Eski-Çinli nefret ettiği şeyi tanımaktadır; Avrupa’da yaşamış, tarihiyle, edebiyatıyla ve en önemli dilleriyle haşır neşir olmuştur. Bu kitaba eski Çin uygarlığı ve Batı uygarlığı arasında eşsiz bir karşılaştırmalı çalışma niteliği kazandıran da budur.

Okurun gözünden kaçmayacaktır, böylesine bilgili bir Çin­linin bile, Batı konusundaki bilgisi birtakım eksiklikler ve yetersizlikler gösterir. Ku Hung‑Ming tarihimizden söz eder­ken, zaman zaman, onu aşırı derecede basite indirger; örneğin, Otuz Yıl Savaşları ile Avrupa’nın kendisine pahalıya mâl olan rahiplerden kurtulmak istediğini; Dünya Savaşıyla, bugün kendisine, dünkü rahiplerden çok daha pahalıya mâl olan askerlerden kurtulmak istediğini söyler. Zaman zaman, Avrupa uygarlığının bazı elverişsiz yanlarını soyutlar, onların daha büyük kötülüklerin düzelticisi olduğunu unutup mutlak bir atmosferde eritir; örneğin, dünya savaşının ve onu izleyen bunalımların nedeni olarak aşağı tabakaya tapınmayı gösterir.

Bu çekici ama biraz da kapalı deyimle, Çinli yazar, kamuoyunun hükümetler üzerindeki etki gücünü ve onun değişken eğilimlerini kasteder. Ama ileri sürdüğü sakıncalar doğru olsa da, bu görünmeyen gücün etkisiz hale getirilmesinden doğacak sakıncalar çok daha büyük olabilir. Batılı hükümetlerin o kadar çok parası, o kadar çok askeri, son derece güçlü o kadar çok eylem aracı var ki, kamuoyunun bu kontrolü olmasa, hepsi çabucak Neron misali korkunç hezeyanlara kapılabilir.

Ama baştan sona kitapta öylesine aydınlık bir düşünce derinliği, öylesine açık bir ifade sadeliği var ki, bu küçük kusurları örtüyor. Uyuşmazlıklarımızın ve çelişkilerimizin uçurumu şu cümleden daha derin bir şekilde ifade edilebilir mi? “Avrupa yüreğini tatmin eden, ama kafasını tatmin etmeyen bir dine, ve kafasını tatmin eden, ama yüreğini tatmin etmeyen bir felsefeye sahiptir”. Tüm uygarlıkların, hattâ en parlaklarının bile kusurları vardır; işte bu kusurlar kendileriyle durmadan mücadele edip karşı çıkmayanları geriletir ve uzun vadede yok eder; o halde bunların iyi bilinmesi gerekir... Ama kendi iç dünyasına kapanmış bir uygarlık farklı modellerle karşılaştırılmak suretiyle aydınlatılmazsa, basit bir içe bakışla kusurlarını fark edemez.

Bu çalışma, özellikle, büyük sanayi ve demokrasinin niceliğe dayalı uygarlığının zafer kazandığı iki kıta olan Avrupa ve Amerika için gerekli görünüyor. Ku Hung‑Ming haklı olarak bu uygarlığı bunaltan ve rahatsız eden şeyin doğanın temel unsurları ile çelişkili güçler arasındaki korkunç uyuşmazlık olduğunu söylüyor. İnsan ruhunun şimdiye kadar tasarladığı belki de en cömert arzu, insanlığın, maddi ve manevi açıdan sınırsız bir şekilde iyileştirilmesidir; gücün kötüye kullanılması, kudret sarhoşluğu, makineleşmenin getirdiği mucizelerin gu­ruru, zenginliğe duyulan açlık, başını alıp giden bencillik çıl­gınlığı bizi bir kargaşa ve başıboşluğa itmekte, her yerde ka­balığı, şiddet ve adaletsizlik duygularını cesaretlendirip yaygınlaştırmaktadır.

Avrupa ve Amerika’nın geleceği, her iki kıtanın giriştiği bu İyilik ile Kötülük arasındaki trajik mücadelenin sonucuna bağlıdır. Çin’de yitip gitmek üzere olan niteliğe dayalı eski bir uygarlıktan alınacak örnek ve dersler, İyilik güçlerini, günümüzde daha da zor olan görevlerinde desteklemeye yarayabilir. Bu nedenle, derin ve aydınlatıcı bu küçük kitabı okumayı öneriyorum. Kitap, ruhunun derinliklerinde Avrupa ve Amerikalıları barbar kabul eden ama eleştirel aklı, kendi ülkesinde yaşanan talihsizliklere karşı da fazlaca bilenmiş olan bir Çinli tarafından yazılmıştır. Ama bilhassa bu nedenle, pohpohtan fazlaca hoşlanan, ancak zaman zaman güçlü bir manevi desteğe ihtiyaç duyan çağımız için yararlı olacaktır.

 

Floransa, 15 Şubat 1927

Ku Hung-Ming (1857-1928)

Son Qing Hanedanı’nın (1644-1912) önemli yazar ve düşünürlerinden olan Ku Hung-Ming, Çinli bir baba ve Portekizli bir annenin oğlu olarak Malezya’da dünyaya gelmiş, Edinburgh Üniversitesi’nde Edebiyat, Leipzig Üniversitesi’nde İnşaat, Paris’te Hukuk eğitimi almıştır. Eğitimini tamamladıktan sonra önce Malezya’ya, daha sonra da Çin’e yerleşmiş, İmparatorluğun çökmesinden sonra bir süre Japonya’da yaşamıştır. Konfüçyüs’ün eserlerinin İngilizceye çevrilmesinde ve tanıtılmasında önemli bir görev üstlenmiştir.

Hanife Güven

Hopa’da doğdu. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi (1974). Bir süre Fransızca öğretmenliği yaptı. Daha sonra İzmir Yüksek Öğretmen Okulu’nda ve Buca Eğitim Fakültesi’nde (1981-2020) öğretim üyesi olarak çalıştı. Yabancı Dil Öğretimi alanında doktora yaptı. Fransızca öğretimi tarihi, öğretmen eğitimi, seyahatnameler ve çeviri alanında araştırmalar ve incelemelerde bulundu. İtalya Lecce (Salento) Üniversitesi ve Belçika’da Brüksel Hür Üniversitesi’nde (ULB) Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi.