• Dünyada Osmanlı Tarih Yazımı - I

Dünyada Osmanlı Tarih Yazımı - I

  • 195,00 TL
  • 136,50 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Çok değil, yüz yıl kadar önce Türkiye’de tarihçiler Osmanlı tarihinin yazılmadığını iddia ediyorlardı. Daha doğrusu bu iddialar Osmanlı tarihinin çağdaş yöntemlerle yazılmadığı üzerineydi. Henüz modern tarih düşüncesi ve araştırmalarının başında olan tarihçiliğimiz için her iki iddianın da doğruluk payı vardı. Oysa bu durum kendilerinden öncekiler tarafından da fark edilmişti. Hanedan tarihi ve vakanüvislerin yazdıklarının dışında Osmanlı tarihi farklı cepheleriyle ele alınmamıştı. Osmanlı tarihini geniş kaynak kullanarak bütünüyle ele alan ilk örneği yabancılar verdiler. Joseph von Hammer-Purstgall bunların başında gelmektedir.

Dünyada Türk tarihçiliği başlığı altında Osmanlı tarihi araştırmalarının yanı sıra Türk tarihinin diğer safhalarını içeren kayda değer yayınlar yapılmıştır. Bu çalışmanın ilgi odağı doğrudan Osmanlı tarihyazımı olarak seçildi. Sorularımız Osmanlı araştırmalarının yürütüldüğü ülkelerde Osmanlı tarihine ilginin başlaması, yükselişi, düşüşü veya Osmanlı tarihinin bir parçası olmasına rağmen bazı ülkelerde yeterli ilgiyi neden görmediği üzerinde şekillendi. Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Kuzey Afrika ülkeleri Osmanlı Devleti ile iç içe geçen tarihlerine rağmen birçoğunun tarih araştırmalarında Osmanlı Tarihi kayda değer bir yere sahip değildir. Bu çalışmada bunun nedenlerinin yanı sıra dünyadaki çeşitli ülkelerin Osmanlı Tarihini nasıl bir perspektifte aldıkları ortaya konulacaktır. Bu ilk ciltte Rusya, Fransa, Almanya, Avusturya, Macaristan, Hollanda, İtalya, Yunanistan, İsveç, Bulgaristan ve Arap ülkeleri odak noktası kılınarak bu soru yanıtlanmaya çalışılmıştır.


  • Editörler: Ahmet Özcan, Özhan Kapıcı, Yalçın Murgul
  • Kitabın Başlığı: Dünyada Osmanlı Tarih Yazımı - I
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Kapak Resmi: Gentile ve Giovanni Bellini, St. Mark’ın İskenderiye’de Vaazı (detay), 1504-1507.
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 289; Tarih Dizisi - 37
  • Basım Bilgileri: 1. Basım / Kasım 2020
  • Sayfa Sayısı: 487
  • ISBN: 978-625-7030-41-0
  • Boyutları: 13,5 x 21


Osmanlı Tarihyazımı ve Dünyada Osmanlı Tarihyazımı Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme
       Ahmet Özcan

Çarlık Rusyası’nda Osmanlı Tarihçiliği: Bir Şarkiyat Disiplininin Doğuşu ve Gelişimi Hakkında Historiyografik Bir Perspektif
       Özhan Kapıcı

Rusya’da Sovyet Dönemi Osmanlı Tarihçiliği
       Tibet Abak

Korku ve Merak Arasında: İtalyanların Dünyasında Osmanlı Devleti (1453-1688)
       Güner Doğan

Yunanistan’da Osmanlı Tarihçiliği
       Filiz Yaşar

Kronolojik Perspektiften Yeniçağ Avusturyası’nda Üretilen Osmanlı Tarihi Çalışmalarının Değerlendirilmesi
       Tuğba İsmailoğlu Kacır

Diplomasi Oryantalizm ve Alman Tarihyazımında Osmanlı Devleti
       Remzi Avcı

Macaristan’da Çağdaş Osmanlı Tarihçiliğinin Gelişimi ve Günümüzdeki Durumu
       Emre Saral

Bulgar Tarihyazımında Osmanlı Tarihi
       Nagehan Üstündağ Özdemir

Kırım Savaşı’ndan Önce Fransa’daki Osmanlı Çalışmaları Üzerine Bibliyografik Çerçeve Denemesi
       Güneş Işıksel

Hollanda’da Osmanlı Çalışmalarının Tarihi
       Cumhur Bekar

Arap Tarihyazımı
       Ali Çapar

İsveç’te Osmanlı Tarihçileri
      
Mahmut Halef Cevrioğlu

Osmanlı Tarihyazımı ve Dünyada Osmanlı Tarihyazımı Kitabı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Ahmet Özcan

 

Çok değil, yüz yıl kadar önce Türkiye’de tarihçiler Osmanlı tarihinin yazılmadığını iddia ediyorlardı. Daha doğrusu bu iddialar Osmanlı tarihinin çağdaş yöntemlerle yazılmadığı üzerineydi. Henüz modern tarih düşüncesi ve araştırmalarının başında olan tarihçiliğimiz için her iki iddianın da doğruluk payı vardı. Oysa bu durum kendilerinden öncekiler tarafından da fark edilmişti. Hanedan tarihi ve vakanüvislerin yazdıklarının dışında Osmanlı tarihi farklı cepheleriyle ele alınmamıştı. Osmanlı tarihini geniş kaynak kullanarak bütünüyle ele alan ilk örneğini yabancılar verdiler. Joseph von Hammer-Purstgall bunların başında gelmektedir. Çok geçmedi Encümen-i Daniş tarih yazma işini Ahmed Cevdet Paşa’ya havale etti. Ahmed Cevdet sınırlı, fakat o günkü devletin yakın tarihi açısından önemli bir dönemi kendisinden öncekilerden fark edilecek bir nitelikte ele aldı. Osmanlılar için yabancı tarihler ise büyük ölçüde uzak kalınmış bir konuydu. Avrupa’da matbaanın icadı ve aydınlanma sonrasında sel gibi gelen yayın her alanı sarmıştı. Avrupa keşfettiği dünyayı yazıya dökerken Batının Osmanlı dünyasında yeniden inşası bu yazılanların taklidiyle olacaktı. Medeniyet tarihi ve tarih-i umumi yazmak bütüncül bir Osmanlı tarihi yazmaktan daha kolaydı. Entelektüel faaliyetin ana dili olarak görülen Fransızca bilgisi tercüme yollu eserlerden istifadeyi kolaylaştırmıştı, fakat Osmanlı tarihi bütün safhalarıyla ele alınacak kadar üzerinde durulmuş bir alan değildi. Namık Kemal’in Osmanlı Tarihi denemesi vatan ve millet kavramlarının içerisini dolduracak malzemenin arayışıydı. Edebiyatla tarih henüz iç içeydi. Tarihî romanın vatan ve millet inşasındaki gücünü kullanma yoluna gittiğinde bu tür romanın kaynağını tarihte aramak gerekiyordu. Tarihî roman yazımının öncüsü sayılan İskoç edebiyatçı Walter Scoot tarihî romanın gücünü keşfettiğinde İngiltere tarihini ayrıntılı olarak inceleyebileceği yeterince külliyat oluşmuştu, Namık Kemal bu şansa sahip değildi. Osmanlı Tarih metinleri onun işine yarayacak bir sayıda ve bütünlükte değildi. Gene de bir Osmanlı tarihi yazma denemesi oldu, fakat ortaya çıkan eser çabuk unutuldu. Kurumsal tarihçiliği başlatan selefleri arasında doğrudan tarihçi olarak tanınanlar tarih yazmanın zorluğunu işin içine girdikçe anladılar. Tarih-i Osmanî Encümeni ele avuca gelir aklın sınırlarına sığar bir Osmanlı Tarihi yazmanın peşine düştü. Ortaya çıkan eserin bugün adını dahi bilen kalmadı, encümen dışındakilerin eleştirileri bir yana kendileri bile memnun değildiler. Osmanlı tarihini bütün yönleriyle yazmak başka bahara kaldı. Edinilen bütün tecrübe geleceğin hazırlanmasına katkı sağlıyordu. Türk tarihi Osmanlı’dan ibaret değildi. Daha kapsamlı bir tarihin cüzüydü. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kurumsal tarih çalışmaları henüz üniversiteler bünyesine girmemişti. Daha doğrusu tek üniversite Darülfünun’du. Edebiyat Fakültesi ve bir süre sonra açılacak tarih şubesi dışında ayrı bir disiplin olarak tarih öğretimi yapılan yer de yoktu. II. Meşrutiyet dönemiyle başlayan süreçte dernekler ve enstitü tarzı kuruluşlar yaptıkları yayınlarla tarih araştırmalarına merkezlik edecek birlikteliği sağlamıştı. Dergi, Cemil Meriç’in deyimiyle “hür fikrin kalesi” gibi hür akademinin de kalesiydi. Tarih-i Osmanî Encümeni’nin selefi Türk Tarih Kurumu, yayıncılık ve düzenli kongre dışındaki sınırlarını günümüzde genişletmeye çalışıyor, fakat hâlâ bir yayınevi hüviyetini aşamamış durumda. Kaynak ve külliyatlı eserlere kucak açması gerekirken küçük çapta bir yayıncılık çok daha kolaylık sağlıyor. Bu alanda girdiği yarışı maddi üstünlüğüne rağmen sürdürebilme şansına sahip olmadığı gibi kendisiyle yarışılmayacak alanlara kucak açması konusunda ısrarcı olsa da Osmanlı tarihi yayıncılığına katkısı büyük. Devlet kurumlarıyla beliren tarih yayıncılığı artık onlarca özel yayınevinin faaliyet alanında ağırlığı Osmanlı tarihi olan eserlerle besleniyor. Yüzlerce akademik ve popüler dergi tarihe dair yayın yapıyor. Yapılan yayınların büyük bir kısmı Osmanlı tarihiyle ilgili ve Türkiye merkezli tarih çevreye doğru gittikçe genişliyor. Her ülke öncelikle kendi siyasal ve tarihsel coğrafyasının sınırlarındaki tarihten sorumludur. Tarih bölümleri de önceliği milli tarihlere vermiştir. Günümüzde Türkiye’de iki yüz kadar tarih bölümü var. Bu neyin göstergesi? Tarihi sevmenin mi, kolay okumanın mı, tarihe dair üretimin çokluğunun mu? Üzerinde ayrıca durmak gerekiyor ama lisans ve lisansüstü müfredatı Osmanlı tarihi ağırlıklı ve teknik altyapı mecburi ders olan Osmanlıca ile kuruluyor. Üniversitelerdeki tarih bölümü fazlalığının esas olarak öğretime odaklanması açık olduğu gibi bir bakıma sınav sonucunda en kolay girilebilecek bölümlerden birinde istihdam kavramının iktisadi anlamının dışında sosyal anlamı olan bir “öğrenci istihdamı” yaratılmış oluyor. Üniversitelerde kariyer işi akademisyene “kaç puanlıksın” şeklinde sorularla karşılaşacağı hürlükte bir alan bırakmış. Üniversite bünyelerinde bulunan karikatürize edilmiş araştırma merkezleri, enstitü kavramıyla sağlıklı ilişki kuramamış yapılarına rağmen Osmanlı tarihçiliğinin geldiği noktada her gün sevindirici eserler ortaya çıkmaktadır. Zamanın ruhuyla bağdaşmayan merkez-taşra ayırımlarına rağmen taşradaki birçok üniversitede Osmanlı tarihçiliği kayda değer ürünler veriyor. Devlet merkezli tarihten insana dair her konunun ele alındığı tezler, makaleler, kitaplar yazılıyor. Yüz sene önce biz de müverrihler adıyla küçümsenerek yapılan konuşmalardaki şikâyetler konusunda haklı kısımları dışında değişen bir şey yok, yüz sene önce tarihçilere yöneltilen yerli yersiz eleştirilerin bir kısmı hâlâ devam ediyor. Çağ sistemlerinin boyunduruğu altındaki Yüksek öğretim sistemimizde Osmanlı tarihi uzmanlığı sadece Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti adlı anabilim dalıyla uzmanlık alanı olarak görünmektedir. Bu anabilim dalının YÖK tarafından öncelikli alan olarak tanınması dikkat çeken bir gelişmedir. Bu konuda söylenebilecek son sözümüz tefekkürün tarih araştırmalarında ve tarihçiliğimiz üzerine yapılan konuşmalarda, yazılarda yeterince yer bulamadığı üzerinedir.

Türkiye’de işler böyleyken Osmanlı tarihçiliğinin gelişiminde az sayıdaki kürsü, merkez ve enstitü ile başta Batı olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında yapılanların katkısı oldukça fazla. Bizdekinden farklı olarak üniversite bünyesinde veya dışında merkez ve enstitüler bilimsel çalışmaların merkezi olarak görülmüş. Yapılan çalışmalar büyük ölçüde Türkçeye çevrilirken, yabancı Osmanlı tarihçileri Türk tarihçilerinin hayranlık beslediği yazarlar olmaya devam ediyor. Öyle ki günümüzde başta Amerika olmak üzere Türkiye kökenli Osmanlı tarihçileri için dahi akademik anlamda büyük fırsatlar bu ülkelerde doğmuş. Batıda uzun süre önce başlayan Osmanlı tarihyazımı Türk akademilerinin kuruluşuna da katkı sağlamıştır.

Dünyada Türk tarihçiliği başlığı altında Osmanlı tarihi araştırmalarının yanısıra Türk tarihinin diğer safhalarını içeren kayda değer yayınlar yapılmıştır. Bu çalışma ilgi odağını doğrudan Osmanlı tarihyazımı olarak seçti. Sorularımız Osmanlı araştırmalarının yürütüldüğü ülkelerde Osmanlı tarihine ilginin başlaması, yükselişi, düşüşü veya Osmanlı tarihinin bir parçası olmasına rağmen yeterli ilgiyi neden görmediği üzerinde şekillendi. Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Osmanlı tarihiyle iç içe geçmesine rağmen bugün dahi bazı ülkelerin tarih araştırmalarında kayda değer bir yere sahip değiller. Japonya’nın ilgisini çeken Osmanlı tarihi neden Türk Dünyasında bir değer olarak görülmemiş, lisans ders programlarına bile lütfen girmiş veya girememiştir? Oğuzların temsilcisi olan Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkelerin Oğuzların kurduğu bu devlete ilgileri neden zayıftır? Bu soruların bir kısmı ilgili ülkelerdeki Osmanlı tarihyazımı çalışmalarıyla cevaplanmaya çalışılacaktır.

Kitabımız birden fazla cilt olacaktır. İlk cildi Avrupa’da Osmanlı tarihyazımı ağırlıklı olmuştur. Bu ciltte bulunan Arap tarihyazımı ise bazı Arap ülkelerini genel bakışla ele almıştır. Araplık siyasi, coğrafi kültürel olarak tek bir çatı altında toplanmayacak kadar farklılıklara sahiptir. Arap ülkeleri ortak tarihi tecrübeleri kadar farklı tecrübeye de sahiptir. Diğer ciltlerde Arap ülkelerinden eksik kalanlarla ilgili yazılara yer verilecektir. Yazarlarımız ele aldıkları ülkenin diline hâkim oldukları gibi bu ülkelerin arşiv ve kütüphanelerini de tanımışlar, bu ülkelerde az veya çok yaşamışlardır. Bazı ülkelerdeki Osmanlı tarihi çalışmaları iki bölüm halinde incelenecektir. Geleneksel ve modern tarihyazımı çerçevesinde ele alınan ve alınacak bütün yazılarımız tabii ki eleştiriye açıktır. Bütün genellemeler, genel bakışlar ve uzun süreç içerisinde ele alınan olguların karşılaşacağı zaaflar bu çalışma için de geçerli olabilir. Bazı ülkelerin ele alınmayan geleneksel ve akademik tarihyazımının başlangıcıyla ilişkilendirdiğimiz dönemlerinden eksik kalanlar diğer ciltlerde konu edilecektir.