• Ortadoğu'da Kültürel Geçişler

Ortadoğu'da Kültürel Geçişler

  • 110,00 TL
  • 77,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Ortadoğu’da zaman, başka dillere kolayca çevrilemeyecek kendine özgü bir akış ve ritme sahiptir. Bu zaman dilimi içinde, gündelik ilişkiler ve sosyal hayat, genelgeçer siyasi analizlerin ötesinde çok daha derin bir yerlerde kuruludur. Ortadoğu halklarına dair bir kültürel okuma yapıldığında, geniş bir etkileşim ağı içinde yaşam tarzlarının, bütün toplumsal hayata yayılan farklılık ve sentezlerin nasıl meydana geldiği açıklığa kavuşacaktır. Değişen dünya karşısında Ortadoğu kendine ait modernleşme dinamiklerini üretmiştir. Bu topraklarda yaşayan entelektüeller derin kırılmalardan geçerek ilginç sayılabilecek düşünsel kaynaklardan beslenmişler ve modern dünya karşısındaki tepkilerini farklı şekillerde ortaya koymuşlardır. Ortadoğu’daki fikrî ve dinî akımların doğuşu ve birbirleriyle etkileşimleri, köklü uyanış tecrübeleri ve radikal reform hareketleri, hukuk, adalet vb. kavramların gündeme gelişi, anayasa çalışmalarının doğuşu ve popüler kültür öğelerinin kullanımı gibi daha birçok konu kültürel araştırmaların zenginliği ve geleceği bakımından incelenmeye değerdir.

Öncü sosyologlardan Şerif Mardin’in editörlüğünü üstlendiği bu çalışma, önemli bir açığı kapatıyor. Şimdiye kadar pek ilgi duyulmayan bir coğrafyanın düşünsel haritasını yakından tanımak kuşkusuz Türk entelijansiyası için yeni bir soluk sayılacaktır.


  • Editör: Şerif Mardin
  • Yazarlar: Said Emir Ercümend, Samir Khalaf, Richard K. Khuri, Fedwa Malti-Douglas, Shahrough Akhavi, Michael E. Meeker, Şerif Mardin, Sabri Sayarı, Irene Markoff, Mehrzad Boroujerdi
  • Kitabın Başlığı: Ortadoğu'da Kültürel Geçişler
  • Orijinal Başlık: Cultural Transitions in the Middle East, 1994.
  • Çeviren: Birgül Koçak [İngilizce]
  • Yayına Hazırlayan: Şermin Korkusuz
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 32; Sosyoloji Dizisi - 9
  • Basım Bilgileri: 2. Basım / Eylül 2019 [1. Basım / Ekim 2007]
  • Sayfa Sayısı: 367
  • ISBN: 978-975-8717-33-0
  • Kapak Resmi: Francesco Beda, Yelpazeli Kadının Portresi.
  • Boyutları: 13,5 x 21

Teşekkür

Giriş
     Şerif Mardin


Birinci Bölüm

Anayasalar ve Politik Düzen Mücadelesi: Politik Geleneğin Modernleşmesi Üzerine Bir Çalışma       
     Said Emir Ercümend


İkinci Bölüm

New England Püritenliği ve Ortadoğu’da Liberal Eğitim: Bir Kültür Nakli Olarak Beyrut Amerikan Üniversitesi
     Samir Khalaf


Üçüncü Bölüm

Hasan Hanefi’nin Arap-Müslüman Dünyasında Özgürlüğün Bulunmayışı Hakkındaki Görüşlerine Dair Bir Eleştiri
     Richard K. Khuri


Dördüncü Bölüm

Bir İslâmi Uyanış Edebiyatı mı?: Şeyh Kişk’in Otobiyografisi
     Fedwa Malti-Douglas


Beşinci Bölüm

Seyyid Kutub: Felsefenin Sefaleti ve İslâm Geleneğinin Korunması
     Shahrough Akhavi


Altıcı Bölüm

Müslüman Aydın ve Okuyucuları: Türkiye Cumhuriyeti’ndeki İnananlar Arasında Yeni Bir Yazar ve Okur Biçimi
     Michael E. Meeker


Yedinci Bölüm

Kültürel Değişme ve Aydın: Necip Fazıl ve Nakşibendi
     Şerif Mardin


Sekizinci Bölüm

Türkiye’de İslâm ve Uluslararası İlişkiler
     Sabri Sayarı


Dokuzuncu Bölüm

Türkiye’de Popüler Kültür, Devleti İdeolojisi ve Ulusal Kimlik: Arabesk Polemiği
     Irene Markoff


Onuncu Bölüm

İran’da Devrim Sonrası Düşüncenin Hegel, Heidegger ve Popper ile Karşılaşması
     Mehrzad Boroujerdi


Kaynakça

Yazarlar Hakkında

Dizin

 

Giriş

Şerif Mardin

 

Bu kitaptaki makaleler, Aralık 1989’da The American University School of International Service’te, üniversitenin İslâm Çalışmaları Kürsüsü tarafından düzenlenen bir konferansın ürünüdür. Konferans, katılımcılara gönderilen davet programında İslâm dünyasında “mevcut görüş” incelemesi diye tarif edilen şeyi ele almayı amaçlıyordu. Konferansı düzenleyenler, İslâm kültür sahasındaki çağdaş entelektüel repertuarın karakteristiği olan sürekli fikir ödünç alma, değiştirme, reddetme ve yeniden inşa etmenin daha dağınık sürecini kavramaya giriştikleri için “görüş”ün “fikirler”den daha iyi bir kavram olduğuna inandılar. İslâm çok geniş bir alana yayılmış olmasına rağmen, her yerde, kısmen bilinçli ya da bilinçsizce veyahut istemeyerek Batı’nın kimi model ve şablonlarını devralarak ve kısmen de onları reddederek bir Müslüman kültürel çerçeve içinde yeniden düzenlemek suretiyle Batı kültürünün ürünlerini okuma, dinleme ve incelemeyi gerektiren zorlu bir görevle meşgul olduğu izlenimini vermektedir.

Bu sürecin çarpıcı bir örneği, Batı kökenli eşitlikçi ekonomik sistemlerin İran Şii söylemiyle bütünleştirilme yöntemlerinde görülebilir. Ayetullah Mahmud Talekani’nin İslâm ve Mülkiyet, Ayetullah Bakır Sadr’ın Ekonomimiz ve Ebul Hasan Beni Sadr’ın Birlik Ekonomisi bu türde çalışmalardır. Ancak genel eğilim, değişik kisveler altında yeniden görünür; Batı’da gelişmiş olan doğa bilimleri alanında çalışmayı teşvik ederken, Batı’nın “materyalizm”i olarak gördüğü şeyle savaşan Said Nursi’nin görüşlerinde su yüzüne çıkar. Bu eğilim, Cafer Şeyh İdris’e göre, Aydınlanma fikirleriyle uygunluk içinde ve hattâ Sudanlı köktendinci Hasan Turabi tarafından yapılmış daha üstü kapalı, ideal-tipik İslâm tanımında ortaya çıkan Tanrının vekili şeklindeki İslâm’ın insan anlayışını yeniden düzenleyen Müslüman ileri gelenlerinin söylemindeki ilk aşamayı oluşturur. Çağdaş dünyada İslâm’ı anlamak için irdelemek zorunda olduğumuz şey bu “karışım”dır; “arındırılmış” bir İslâm anlayışına –Müslüman reformcuların amacına– yaklaşmaya çalışmak bizi sadece bu ilerleyişte bir yere kadar taşır.

Bu kitaptaki paragrafların her biri, bu birleştirme ve senkretizmin ortaya çıkardığı söylem türünü betimlemeye çalışmaktadır. Samir Khalaf –Müslümanları Hıristiyanlığa döndürmüş değillerse de– tinsel ve sivil değerleri Lübnanlı eğitimli tabakaya nakledebilmiş olan “evanjelik coşkunluğun taşıyıcıları” vasıtasıyla bize tarihsel boyutu veriyor. “Batı” ve “Doğu” arasındaki bu etkileşimin sonucu yerleşik bir estetik duyumu zedeleyebilmekle birlikte, onların senkretik doğası Şarkiyatçıların da “Garbiyatçılar” kadar nihai ürün tarafından şaşkına uğratılacağı anlamına geldiği için bu kopyalama üzerinde değişiklik yapma ve dönüştürme işlemini şekillendiren entelektüel süreçler fevkalâde önem taşımaktadır.

Böyle yapay bir ürün örneği, Türkiye’de bugünlerde 50. basımı yapılmış Minyeli Abdullah romanıdır. Araştırmacı ya da okuyucu için ilk elde ilgi çekici olan şey, bu ürünün Türkiye’ye 19. yüzyılda ithal edilmiş yeni bir edebî türün örneği olmasıdır. O zamandan beri bu tür, yani roman, Türk okurları kazanmak konusunda çok büyük bir başarı sağlamıştır, bununla birlikte günümüzde romanlara duyulan açlık tüm İslâmi kültür sahasında da görülmektedir. Türkiye’de romana duyulan ilgi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’teki kuruluşundan bu yana gerçekleştirilen laik eğitim politikalarının değiştirilemez kazanımlarından biridir. İster Arapça, Farsça ya da isterse Türkçe yazılmış olsun tüm örneklerde, romanın cazibesi, geleneksel edebiyatın kalıplaşmış tiplerinin yerini alan bir özellik olarak, nevi şahsına münhasır insani özellikleri betimlemesi dolayısıyla bireyciliğin Müslüman okuyuculara, onlardan habersiz, sessizce nüfuz etmeyi sürdürürken kullandığı ustaca yöntemlerinden biridir.

Minyeli Abdullah, Cemal Abdül Nasır’ın imansız Mısırı’nda, Mısırlı bir genç olan Abdullah’ın maceralarını anlatan Türkçe bir Bildungsroman’dır. Bir delikanlı olarak Abdullah, memleketi Minye’de devletin anlayışsızlık duvarına durmadan başını çarparken kendisini Abdül Nasır’ın hapishanesinde bulur ve orada, gerçek bir İslâm toplumunun Mısır’da kurulması için yaptığı planını tamamlar. Serbest kalınca, İskenderiye tren istasyonunda züğürt bir hamal olarak örnek bir Müslüman yaşamının yol göstericisi olmaya devam eder. En sonunda, gelişme çağındaki birçok genci İslâmcı aktivist olarak eğitmek üzere yeterince para biriktirir.

Bir Mısır kasabası olan Minye, yazar tarafından Türk otoritelerinin takibatından kurtulmak için özellikle seçilmiştir, ancak kitabın resmetmeye çalıştığı şey, Müslüman inananın herhangi bir laik toplumdaki olumsuz vaziyetidir. Bu eserin en ilgi çekici yanı, eğitim için Teksas’ın bir kentinde bulunmuş ve oradaki yaşamın yerel kilise etrafında biçimlendiğini fark etmiş olan bir Türk astsubay tarafından yazılmış olmasıdır. Bu, yazarı kendi İslâm mirasıyla yeniden bütünleşmesi ve günümüz için mesajını yayması konusunda kışkırtmıştır. Bir bakıma, yazarımızın o zaman keşfettiği şey, kendi İslâmi arka planına uydurmak için üzerinde değişiklikler yaptığı Amerikan “sivil din”inin işlevidir. Bu roman tarafından kullanılan anlatı tipinin İslâmi edebiyatta şüphesiz öncelleri vardır fakat yazarın toplumsal faydanın tek esası şeklindeki din görüşü, ilâhî İslâmi mesaja bahşedilen geleneksel önceliği yerinden eder. Richard ve Nancy Tapper, 1980’lerde Anadolu’nun küçük bir kentindeki İslâm’ın niteliğini tespit etmek için yaptıkları bir araştırma üzerine, gözlemledikleri kentte, yani Burdur’da söz konusu olanın İslâm’dan ortaya çıkmış bu sivil din olduğunu iddia ederler.

Minyeli Abdullah, hem kullanılan tür hem de modernliğin etkisi altındaki bir Müslümanın gündelik yaşamından kesitleri, modernliğin günlük yaşamı etkileme biçimleriyle bir arada sunan bağlantılar içerir. Örneğin radyo, anlatıda olduğu gibi kabul edilmiştir. Ancak çok daha derin bir seviyede bile olsa, yanlış bir Müslüman bilinç şekli olarak sistematik bir jahl-cehl (kaba cehalet) fikri ya da politik tutsaklıktan kurtuluş olarak İslâm –nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan diğer ülkelerdeki başka yazarlar tarafından desteklenen fikirler– aynı zamanda Batılı toplum düşünürlerinin görüşlerine referans veren konulardır. Bu, muhtemelen daha açık bir biçimde, Müslüman idealini “sırf geçmişin hatıralarında gizli olan tarihsel biçim değil, aynı zamanda bugünün gereği ve geleceğin umudu” olarak tanımlayan Müslüman uyanışçı Seyyid Kutub’un yazılarında ortaya çıkar.

Bence Minyeli Abdullah’ın popülaritesi, aslında geleneksel ve modern temaların ve onların gerçeklik kavrayışının romanda birbirinin içine geçmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim bu, Akhavi ve Malti-Douglas’ın buradaki makalelerinin de temel konusudur. Richard Khuri’nin Hasan Hanefi hakkındaki makalesinde, bir kimsenin köklerini geleneksel eğilimden koparışının ve bunun “Doğu” ve “Batı” arasında bir geçiş söylemi oluşturmak adına İslâm için geçerli anlamların bir yanlış anlamayla nasıl sonuçlanabileceğinin örneğini görüyoruz. Michael Meeker ise bizi, çoğunlukla argümanlarının bir parçası olarak Batı’nın entelektüel mirasını kullanan Türk-Müslüman aydınlarla tanıştırıyor. Diğer taraftan Said Ercümend, yeni bir yarı anayasal hukukun, nüfuz etmenin bir neticesi olarak, Ortadoğu’da parlamenter uygulamaların “yarıklarında gizlenmekte” olduğunu bize anlatıyor. Benim makalem ise iki analiz düzleminin –toplumsal ve bireysel– laik, modern bir ortamda faaliyette bulunmak zorunda olan modern Türk aydınların açmazlarını anlamak için nasıl kullanılabileceğini göstermeye çalışmaktadır. Sabri Sayarı, modern tarzda Uluslararası İlişkiler analizinin bazı köktendinciler tarafından nasıl ele geçirildiğini anlatırken, Mehrzad Boroujerdi de Batı felsefesine ilişkin çok yönlü bir eleştirinin 1979’daki İran Devrimi’nden yıllar önce nasıl geliştiğini bize gösteriyor...

Şerif Mardin (1927-2017)

Türkiye’nin önde gelen sosyal bilimci ve sosyologlarından olan Şerif Mardin, 1927’de İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimine Galatasaray Lisesi’nde başladı. Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümünden mezun oldu. Lisansüstü eğitimini John Hopkins Üniversitesi’nde yaptı. 1954’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak girdi. Dönemin önemli düşünsel dergilerinden Forum’da yazıları yayımlandı. Stanford Üniversitesi’ne sunduğu doktora çalışması “Yeni Osmanlıların Düşünsel Yapıtları”ydı. 1969’da profesör oldu. Columbia, California, Oxford ve Syracuse Üniversitelerinde konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi.

Başlıca Yapıtları: Jön Türklerin Siyasi Fikirleri (1964), Din ve İdeoloji (1969), İdeoloji (1976), Türkiye’de Toplum ve Siyaset (Makaleler-1990), Türkiye’de Din ve Siyaset (Makaleler-1991) Türk Modernleşmesi (1991) Bediüzzaman Said Nursi Olayı (1992) Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu (1996).

Yazarlar Hakkında

 

Said Emir Ercümend, New York Stony Brook Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. The Shadow of God and the Hidden Imam (1984), The Turban for the Crown (1988) ve The Political Dimensions of Religion (derleme; 1993) kitapları arasındadır. Bu kitaptaki makalesi ilk olarak European Journal of Sociology, XXXII (1992)’de yayımlanmış ve 1993 yılında Amerikan Sosyoloji Birliği tarafından Karşılaştırmalı Tarihsel Sosyoloji Alanında En İyi Makale ödülüne lâyık görülmüştür.

Shahrough Akhavi, Columbia Güney Carolina Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde profesördür. New York Üniversitesi Yayınları, Ortadoğu Dizisi’nin editörüdür; ayrıca Iranian Studies dergisinin kitap tanıtımı editörü ve Encyclopedia of the Modern Islamic World’de (Oxford University Press) bölüm editörüdür. Ford Vakfı, Ulusal Beşeri Çalışmalar Vakfı (National Endowment for the Humanities) ve Fulbright Araştır­ma Bursları’nın destekleriyle İran ve Mısır’da alan araştırmaları yapmıştır. Profesör Akhavi, İslam Sosyolojisi alanında uzmanlaşmış ve Religion and Politics in Contemporary Iran (SUNY, 1980) başlıklı monografisi de dâhil olmak üzere genellikle bu konuda eser vermiştir. Aynı zamanda İran siyaseti konusunda New York Times’ta çeşitli yazılar yazmıştır.

Mehrzad Boroujerdi, Syracuse Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde profesördür. Doktorasını Amerikan Üniversitesi’nde 1990 yılında tamamlamış, doktora sonrası bursu ile Harvard Üni­versitesi’nde ve Rockefeller Vakfı’nın desteği ile Austin’deki Texas Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulunmuştur. Iranian In­tellectuals and the West: The Tormented Triumph of Nativism (Syracuse University Press, 1996) başlıklı bir kitabı vardır [Kitap, İran Entelektüelleri ve Batı: Yerliciliğin Istıraplı Zaferi (Yöneliş Yayınları, Çev. Fethi Gedikli, 2001) adıyla Türkçeye çevrilmiştir].

Samir Khalaf, Princeton Üniversitesi’nde ziyaretçi sosyoloji profesörü ve M.I.T. Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde araştırmacıdır. Daha önce Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Antropoloji Bölümü Başkanı ve profesörüydü. Kitapları arasında Beirut Reclaimed (1993), Lebanon’s Predicament (1987), Persistence and Change in 19th Century Lebanon (1979), Hamra of Beirut (1973) bulunmaktadır. Lily Vakfı’nın desteğiyle New England Puritanism and Cultural Exchange in the Arab World başlıklı bir çalışma yapmıştır.

Michael E. Meeker, 1970 yılında Chicago Üniversitesi’nde Antropoloji doktorasını tamamlamıştır. 1970-1975 yılları arasında Cornell Üniversitesi’nde çalışmıştır. 1975’ten beri San Diego California Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. Trabzon, Antalya ve İstanbul’da ilk olarak 1966-1968 ve 1986-1988 yılları arasında saha çalışması yapmıştır. Türkiye hakkındaki makaleleri arasında “The Great Family Aghas of Turkey” [Rural Politics and ­Social Change, ed. Iliya Harik ve Richard T. Antoun (Bloomington: University of Indiana)] ve “Meaning and Society in the Near East: Examples from the Black Sea Turks and Levantine Arabs” [International Journal of Middle East Studies, cilt 24, 1992, s. 395-417] yer almaktadır. Yazarın Doğu Karadeniz’i konu alan A Nation of Empire: The Ottoman Legacy of Turkish Modernity (University of California Press, 2002) adlı çalışması, İmparatorluktan Gelen Bir Ulus: Türk Modernitesi ve Doğu Karadeniz’de Osmanlı Mirası (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Çev. Tutku Vardağlı, 2005) başlığıyla Türkçeye çevrilmiştir.

Fedwa Malti Douglas, Indiana Üniversitesi’nde Arapça, Semiyotik ve Kadın Çalışmaları profesörü, Yakındoğu Dilleri ve Kültürleri Bölümü Başkanıdır. Ortaçağ ve modern Arapça ile İslâm çalışmaları üzerine çoğunlukla Arapça, Fransızca ve İngilizce olarak yayın yapmıştır. Woman’s Body, Woman’s Word: Gender and Discourse in Arabo-Islamic Writing (Princeton University Press, 1992), Allen Douglas ile birlikte Arab Comic Strips: Politics of an Emerging Mass Culture (Indiana University Press, 1994), en son çıkan kitabı Medicines of the Soul: Female Bodies and Sacred Geographies in a Transnational Islam (University of California Press, 2001) çalışmalarından bazılarıdır.

Richard Khuri, bir yazar ve felsefecidir. Doktora derecesini Berkeley California Üniversitesi’nden almıştır. Washington DC, Amerikan Katolik Üniversitesi’nde Değerler ve Felsefe Araştırmaları Kurulu’nda çalışmaktadır. Robert Magliola ve John Farrelly ile birlikte Freedom and Choice in a Democracy: The Difficult ­Passage to Freedom (Council for Research in Values and Philosophy Press, 2003) başlıklı bir derleme yayımlamıştır. Özgürlük ve özgürlüğün modernlikle olan ilişkisi ile Arap-Müslüman dünyasında özgürlük sorununu incelediği Freedom, Modernity and Islam: Towards a Creative Synthesis (Syracuse University Press, 1998) başlıklı bir kitabı bulunmaktadır.

Irene Markoff, Türkiye, Balkanlar ve Yakındoğu müziği ve kültürü konusunda uzmanlaşmış bir etnomüzikoloji profesörüdür. Türkiye’de folk müzik geleneklerinin kentlileşmesi ve profesyonelleşmesi, müzikal performans etiği ve estetiği, Türkiye’de heterodoks Alevi cemaatlerin kültürü ile daha yakınlarda popüler müzik kültürü ve onun içerdiği ideolojik imalarla ilgili araştırmalar yürütmüş ve makaleler yayımlamıştır. Markoff doktorasını Seattle Washington Üniversitesi’nde tamamlamış, Birleşik Devletler ve Kanada’daki üniversitelerde görev yapmıştır. Şu an Toronto Kanada’daki York Üniversitesi’nde çalışmaktadır.

Sabri Sayarı, Washington’daki ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nin Ulusal Araştırma Kurulu’nda kıdemli üye olarak görev yapmıştır. George Washington Üniversitesi’nde ders vermiştir. ­Columbia Üniversitesi’nden doktora derecesini aldıktan sonra Rutgers ve Boğaziçi üniversitelerinde öğretim üyeliği yapmış, Columbia Üniversitesi, Aarhus Üniversitesi (Danimarka), California Üniversitesi (Irvine) ve Akdeniz Çalışmaları Merkezi’nde (İtalya) misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Özellikle Türkiye’nin iç ve dış politikası, Türkiye’de ve Ortadoğu’da İslami aktivizm, demokratikleşme ve rejim değişiklikleri üzerine karşılaştırmalı çalışma konularında yayınlar yapmıştır. Şu an Sabancı Üniversitesi Sanat ve Soysal Bilimler Fakültesi öğretim üyesidir.