• Doğu Batı Sayı 22: Edebiyat Üstüne

Doğu Batı Sayı 22: Edebiyat Üstüne

  • 60,00 TL
  • 45,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda


Etiketler: dergiler

Zeynep Sayın
Fragmanlar I

Ahmet İnam
Ebediyâtını Yitirmiş Edebiyat

Mehmet Kalpaklı
Osmanlı Şiirine Genel Bir Bakış Denemesi

M. Orhan Okay
Modernleşme ve Türk Modernleşmesinin İlk Dönemlerinde İnanç Krizlerinin Edebiyata Yansıması

Orhan Tekelioğlu
Edebiyatta Tekil Bir Ulusal Kanonun Oluşmasının İmkânsızlığı Üzerine Notlar

Kurtuluş Kayalı
Siyaset Kıskacından Biçimcilik Kıskacına Tarihsel ve Sosyolojik Damarını Kaybetme Tehlikesi Sınırlarında Gezinen Türk Edebiyatı

Kürşad Ertuğrul
Türkiye Modernleşmesinde Toplumsal ve Bireysel Özerklik Sorunu: Oğuz Atay ve Orhan Pamuk’la Birlikte Düşünmek

M. Asım Karaömerlioğlu
Erken Dönem Türk Edebiyatında Köylüler

Aslı Yazıcı Yakın
Otobiyografi

Mukadder Yakupoğlu
Entelektüel Edebiyatın İflası: Enis Batur ve Acı Bilgi

Zeliha Etöz & Nuran Erol Işık
Doğu ve Batı’nın Dayanılmaz Hafifliği

Paul Ricoeur
Edebî Eleştiri ve Felsefî Hermeneutiğin Bir Problemi Olarak ‘Yazmak’

Ertuğrul R. Turan
Kolektif Şizofreni: Zamanın İki Yüzü

Özgür Taburoğlu
Baştan Çıkaran Nakış Cinleri

Metin Yeğeneoğlu & Simten Coşar
Gerçek/Tahayyül- Siyaset/ Edebiyat: Tuhaf Olmayan İkilinin Yazınsal Örnekleri”

Yücel Dursun
Bir S. Beckett Okuması

Ferma Lekesizalın
Sınır Durumlar, Yaşamlar ve Kimlikler: Doğunun Limanları

EDEBİYATLA KISA BİR YOLCULUK                                        

 

 

Edebiyat, sakladıkları ve gösterdikleriyle farklı zihniyetlerin ve bilgi yapı­la­rının açığa çıkarılması noktasında muazzam görevler üstlenen güçlü bir sanat ve iletişim aracı. Edebiyatseverler ve edebiyat okurları yakından bilirler ki, sanatçının kuyumcu ustalığıyla duyularında billurlaştırdığı her olgu, kristalize ettiği her varlık; benzersiz söyleyiş yeteneğinin ve üstün poem kül­tü­rünün doğasını yansıtır. Canlılık, sonsuzluk, mizah, saçmalık ve derin işti­ha sanatçının deha kültürünü filizlendirir. Kırılganlıklarını bes­ler, büyü­tür, olgunlaştırır, koparır, hattâ yabancılaştırır. Klasik eserleri ya da yeni Açık Yapıt’ları elimize aldığımızda kaskatı örülen bir duvarla karşılaşmayız, zırh­lara bürünmüş bir egoyu, benliği okumayız. Önümüzde, yaşamın tüm güzel­liklerini görülmemiş duyarlılıklarla sergileyen bir usta vardır, bir iktidar ve güç gösterisi değildir bu, yeri geldiğinde suçlarını itiraf eden, zaaflarını söy­le­yen, akla hayale sığmayacak muzırlıkları dile getiren bir cesaret... Ve okur­la yazar arasında edebiyatın açtığı bu özerk alandan dünyayı, insanları ve çevreyi seyretme denemesinin birçok ilginç oyunu sergilenir. 

        Edebiyat bir taraftan “özne” sorununu çarpıcı ve dramatik biçimde ortaya koyarken, yüzleştiği başka bir alan, toplumsal realitelerin kendisidir. Edebi­yatın, toplumsal izdüşümleri ayrıntılarıyla yansıtan dev bir ayna gibi işlev gördüğünü söyleyebiliriz. Roman, öykü, şiir, anı, deneme, piyes gibi edebî türler yalnızca metinle sınırlı tutulamaz; bunun da ötesinde, ya­zarın esinlen­diği kaynaklar, beslendiği kültür ve tarihsel arka plan etkisini güç­lü bir bi­çimde duyurur, hissettirir. Bu yönüyle edebiyat canlı ve dina­mik yapısıyla sosyal bir arkeolojiye benzetilebilir. Toplumsal sorunlar, çal­kalanmalar, ide­o­lojiler, ütopyalar farklı anlatı ve söylem düzeylerinde bu metinlerde yeniden kurgulanır, yorumlanır ve edebî izlerini kaybetmeden somut anlam kümele­rine kavuşur.

* * *

Biz­deki edebiyat ile ilgili tartışmalara gelince, ana eksen daha çok batılı­laş­ma, modernleşme, kültür, kimlik, gelenek ve dil meselelerinde yoğunlaş­­mıştır. Bu tartışmalar verimli olmakla birlikte çoğu zaman siyasal perspekti­fin (daha çok dört başı ma’mur ideolojik bakışların) kıskacı al­tın­dadır. Siya­sal bir projenin ürünü gibi düşünüyoruz edebiyatı. Yazar ne ölçüde çağdaş ya da birtakım geleneklere sadık kalabilmiş mi? Siyasetteki yönelimlere paralel biçimde bazı dönemlerde kimi yazarlar ilgi görmüş, kimileri ise unutul­muş­tur. Bugün Tanpınar’ın değişik çevreler tarafın­dan (neredeyse kırk yıl sonra) keşfedil­mesini nasıl açıklayabiliriz? Ya­kup Kadri, Halide Edip’leri, lise müfredatla­rında öğretildiği gibi Kemalist ton­lamaların süzgecinden geçerek mi okuma­lıyız? Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet’in sosyalist kavrayışlarının ötesinde herkesin kendisini bulabileceği başka gündemleri yok muydu?...

        Ve ne zaman, beylik takıntıları bir yana bırakıp dilin estetik ve kültürel formları üzerinde konuşup, farklı dönemlerindeki edebî izleri tada­bil­me lüksünü yakalayacağız? Bu soruları dile getirmek bile düşündürücü, bir anlamda edebiyatımızın geleceği açısından umut kırıcıdır.

        Umut kırıcı başka bir öge, bugünkü edebiyatımızda da patronaj kültürü­­nün devamıdır. Reklâm kampanyaları, rekor satışlar, imza günleri, yağ­mur gibi ödüller, karşılıklı iltifatlar, oligarşik çevre ve gruplar bizce edebi­yat dünyasını diriltmekten çok, bitkisel yaşama terk etmektedir. Övgüyle takdim edilen best-seller’lar neredeyse on-on beş yıllık bir sözcük hafı­zasıyla ka­leme alınmıştır. Mekânlar bellidir. Karakterler sipariş edilmişçe­sine hazır, gö­reve çağrılmayı beklemektedir. Kurgular, imgeler, ele alı­nan meseleler birbirinin tek­rarı, bıktırıcı bir biçimde uzayıp gitmektedir.

        Artık herkes kabul ediyor ki, ambalajlanmayan bir yapıtın değeri uzun sü­re anlaşılmayacak, daha doğru ifade edilirse; güç ilişkilerinin verdiği avan­tajlar en iyi biçimde semirilerek gelecekte unutulmaya mahkûm kitaplar şimdilerde vitrinleri süslemeye devam edecek.   

        Gelecek yıllarda edebiyat ile ilgili tartışmaları gündemimize getireceğiz, getirmeliyiz. Ve “Neden bu kadar duyarsızız?” sorusunu ilk önce ede­biyat için sormalıyız.

 

Taşkın Takış