• Tarih Üzerine Yazılar

Tarih Üzerine Yazılar

  • 110,00 TL
  • 77,00 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Tarihe bakış ve tarihyazımı bir daha asla eskisi gibi olmadı Annales Tarih Okulunun ortaya koyduğu yetkin eserlerin ardından. Tüm dünyada tarihçilik anlayışı sonsuza kadar değişti. Bütüncül bir tarih anlayışına sahiplerdi. Tarihsel değişmelere yol açan bütün unsurları hesaba katarak çalışmalarını yürüttüler. Geçmişi ve bugünü anlamak için, bütün insan bilimlerinin biraraya gelmesini ve diğer disip-linlerden sonuna kadar faydalanılmasını savundular. Bu amaca ulaşmak için bir yanda son derece sabır ve titizlik isteyen arşiv çalışmaları ve belgeye dayalı tez savunuları ve kanıtlar, diğer yanda tüm bunları yorumlayacak çok yönlü bir entelektüel ilgi ve derinlik…

İşte tam burada Fernand Braudel’in hayatı, tarih görüşü ve eserleri bu tarih devrimini anlamak için daha da değer kazanıyor. Tarih artık sadece bir bilim değil, bir edebî tür ve âdeta sanata dönüşüyor onun kaleminde. “Tarihin Zamanları”, “İnsan Bilimlerinin Birliği ve Çeşitliliği”, “Tarih ve Sosyoloji” ve “Tarihsel Bir İktisat için” bu kitaptaki yazılardan sadece birkaçı. Ve burada aslında Braudel, gelecek nesil tarihçiler için çok daha esaslı bir hedef gösteriyor dünü, bugünü, yarını anlamak adına… Artık herhangi bir tarihsel olay anlaşılmak isteniyorsa sadece sosyal bilimler değil, o anda mevcut tüm doğa olayları, biyolojik çeşitlilikler, virüs ve bakteri düzeyinde süreçler vb. de ele alınmak zorundadır.


  • Yazar: Fernand Braudel
  • Kitabın Başlığı: Tarih Üzerine Yazılar
  • Orijinal Başlık: Écrits sur l’histoire
  • Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay [Fransızca]
  • Yayına Hazırlayan: Taşkın Takış
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 162; Tarih Dizisi - 19
  • Basım Bilgileri: 3. Basım / Ağustos 2020 [1. Basım / 1992 - İmge Kitabevi]
  • Sayfa Sayısı: 328
  • ISBN: 978-605-9328-60-9
  • Kapak Resmi: Bir 14. yüzyıl sonu kroniği, Bibliothèque Municipale, Paris.
  • Boyutları: 13,5 x 21

Sunuş

Önsöz

 

I. Tarihin Zamanları

II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası

Tarihin 1950’deki Konumları

 

II. Tarih ve Diğer İnsan Bilimleri

Tarih ve Sosyal Bilimler: Uzun Süre

     Tarih ve Süreler

     Kısa Zaman Kavgası

     İletişim ve Toplumsal Matematikler

     Tarihçinin Zamanı, Sosyologun Zamanı

İnsan Bilimlerinin Birliği ve Çeşitliliği

Tarih ve Sosyoloji

Tarihsel Bir İktisat için

Dizisel Bir Tarih için: Sevilla ve Atlantik (1504-1650)

     Yapı ve Konjonktür

     Orta Atlantik’in Yapılanması

     Diziselin Zaferi

     Ödül: Üretim Tarihi

     Uzun mu, Yoksa İyi mi Yazmalı?

Biyolojik Bireyin Bir Coğrafyası Var mıdır?

Bir Toplumsal Tarih Kavrayışına Dair

      “Model” Haline İndirgenmiş Batı’nın Özgünlüğü (11. ve 18. Yüzyıllar)

     Batı ve Rusya

     Toplumsal Tarih Nedir?

Nüfusbilim ve İnsan Bilimlerinin Boyutları

     Ernst Wagemann’ın “Eşikleri”

     Alfred Sauvy’nin Modelleri

     Louis Chevalier: Biyolojik Bir Tarih için

 

III. Tarih ve Şimdiki Zaman

Bahia Brezilyası’nda: Şimdiki Zaman Geçmişi Açıklıyor

Uygarlıklar Tarihi: Geçmiş Şimdiyi Açıklar

     Uygarlık ve Kültür

     Tarih Yol Ayırımında

     Tarih Şimdiki Zamanın Karşısında

Dizin

Sunuş

 

20. yüzyılın tamamlanmasına sekiz yıl varken, bu süre içinde olağandışı bir dâhinin çıkarak büyük bir devrimi gerçekleştirmemesi halinde, yüzyılımızın en büyük tarihçisinin Fernand Braudel olduğunu söylersek, yanlış yapmış olmayız. Braudel’in neden 20. yüzyılın en büyük tarihçisi sıfatını hak ettiğini, tarih konusundaki görüşlerini içeren bu kitabı okuduktan sonra daha iyi kavrıyoruz.

Tarih bilimi ya da sanatı veyahut da bir edebî tür olarak tarih biçiminde ifade edilebilecek nitelikteki, geçmişi araştırma işi her şeyden önce bir inşa faaliyetidir. Yani bir geçmiş mimarisidir ve buna bağlı olarak birçok tarz, üslup, zevk söz konusu olmuştur. Geçmişi inşa ederken (yeniden inşa ederken demiyorum, çünkü bu ifade aslına sadakat gibi bir anlamı içerebilir, oysa geçmişi inşa edenlerin çoğunun bu tarz kaygıları sadece görünüşte olmuştur. Zaten böyle bir kaygısı olanlar da, geçmişe ancak sentezci yaklaşılabileceğinden ötürü, yani eşyanın tabiatı gereği, mutlaka yeni inşalar yapmak zorunda kalmışlardır), bu geçmişin hangi hususlarının öne çıkartılacağı, tarihçinin meşrebini, “doktrini”ni meydana getirmektedir. Eğer tekrarlanmayan, ortaya bir kere çıkan, benzersiz ve kısa ömürlü olay ve buna bağlı olarak “tarihi yapan büyük adamlar” öne çıkartmıyorsa bu olay-anlatıcı (vekayi türü) tarih olmaktadır. Braudel bu tarih anlayışına karşı kavga verenlerin önde gelenlerindendir.

Braudel’in tarih anlayışı, Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından kurulan Annales tarih okulunun doğrultusunda oluşmuştur. Bütüncül adını verebileceğimiz bu tarih anlayışı, değişmeye etki eden tüm unsurların hesaba katılmasını gerektirmektedir. O halde tarihçi yalnızca tarihçi olmakla yetinemez; geçmişi inşa etme ve bugünü anlama uğraşında sosyal bilimlerin tümünden yararlanmak zorundadır. Bütüncül tarih anlayışı (veya yeni tarihçilik) bütün insan bilimlerinin bir araya gelmesi, tek bir sosyal bilimin kurulması için mücadeleyi gerektirmektedir.

Bu kitap, Braudel’in bu yöndeki mücadelesinin kilometre taşları olan makalelerini bir araya toplamaktadır. Geleneksel tarihin, tarihi diğer sosyal bilimlerden ayrı gören, ayırmakta ısrarlı olan anlayışı çerçevesinde koşullanmış olan tarih okuyucuları ve tabii bu anlayışa mensup tarihçiler, bu kitabın önermeleri üzerinde uzun uzadıya düşünmeli ve tarih ile diğer insan bilimlerinin birliğe doğru ilerlemelerinin bu alanda açacağı ufkun ve olanakların genişliği karşısında kafa yormalıdırlar. Ne yazık ki, Türkiye’de bu noktanın çok gerisindeyiz.

 

Mehmet Ali Kılıçbay
Şubat 1992

 

Önsöz

 

Bu derlemenin çıkış noktası fikri bana ait değildir. Bundan iki veya üç yıl önce Polonyalı, sonra da İspanyol dostlarım son yirmi yıl boyunca bizzat tarihin doğasına ilişkin yayımladığım bazı makale ve incelemeleri çevirip, tek bir kitap haline getirmeye karar verdiler. Bu Fransızca derleme sonuçta onların bu çalışmasının bir ürünüdür. Eğer o çalışma olmasaydı kendim bu işi yapmayı düşünür müydüm? Provaları okumayı bitirdiğim sırada kendime sorduğum soru buydu.

Herkes gibi ben de banda kaydedilmiş kendi sesimi tanıyamıyorum. Aynı şekilde daha önceki düşüncelerimi okuduğumda, onları hemen tanıyamıyorum. Her şeyden önce, birbiri peşine okunan bu makaleler bana o günkü koşulları hatırlatıyorlar. Kendimi, Henri Brunschwig ile birlikte bitmez tükenmez hapisliğimiz sırasında Lübeck Kampı’nı arşınlarken; Georges Gurvitch’in Vaneau Caddesi’ndeki evinde akşam yemeği yerken; daha da sık olarak Lucien Febvre’le konuşurken veya daha doğrusu Jura’daki evi Souget’deki herhangi bir akşam esnasında olduğu gibi, onu dinlerken yeniden görüyorum; gece geldiğinde, bizi bahçedeki sedir ağaçlarının altında, onların gölgelerinin altına çoktan gömülmüş olarak bulurdu. Bu kadar çok yankısı olan, hatırayla beslenen, çevremizde duyulan seslerin doğal olarak yeniden canlandırdıkları bir düşünce benim düşüncem midir? Hem evet hem hayır. O zamandan bu yana o kadar çok şey oldu ki, bugün beni o kadar çok yeni şey kuşatmakta ki! Ben bir polemikçi olmadığım için, kendi yoluna, yalnızca kendi yoluna dikkat eden biri olduğum için, sonunda kendi kendimle diyalog kuruyor, polemik yapıyorum –polemik ve diyalog kaçınılması mümkün olmayan çifte bir gerçekliktir ve tabii ki sorumlusu olmaya devam ettiğim metinlerden doğal olarak kopuyorum. Bu aynı duygu, dün beni Akdeniz’i yeniden yazmaya yöneltti.

Bu kez yeniden yazmak söz konusu değil. Birkaç çok küçük maddi düzeltmenin dışında, bu sayfalar yayımlandıkları tarihlerdeki özgün halleriyle tekrar neşredilmektedir. Bu durumda onlara biraz uzaktan ve bütün olarak bakmam mantıklıdır. Bu bütünün tutarlı olması hoşuma gidecektir. Bu bütünde bugün beni hâlâ tarihi –mesleğimiz– diğer insan bilimleriyle –hepsi de çok canlı– karşılaştırmaya sürükleyen şey; bunların çalışma alanımızda yansıttıklarını ve tarihçinin bunun karşılığında bir şey isteme, hattâ kanaatimizi dinleme konusunda oldukça çekingen davranan dostlarımıza neler katabileceğini görmeye yönelten esas uğraşı her zaman buluyorum.

Tarihin tek olmayan, ama şimdinin ve geçmişin toplumsal yapılarına ilişkin bütün büyük sorunlarını tek başına ortaya koyan, tarihin şu esaslı yolu olan uzun süre üzerinde faydalı bir anlaşma sağlanmalıdır (bunu söyledim ve gene söylüyorum). Bu, tarihi şimdiye bağlayan, onları çözülmez bir bütün haline getiren yegâne dildir. Bu esas uğraş konusunda, tarihin yeniden okunmasıyla ufkumuzda yeniden belirginleşen şimdinin toplumsal zihniyetteki yeri bağlamında, tarihin/tarihçinin içinde yaşadığı topluma kök salma biçimi hakkındaki düşüncelerimi açıklamaya belki vaktim olacaktır. Çünkü mesleğimizde beni tutkulu kılan yegâne şey, onun değişimlerin veya geleneğin, arızi durumların, çekincelerin, retlerin, suç ortaklıklarının veya terklerin karşısında ve onlarla birlikte gözlerimizin önünde örülmekte olan hayatlarına ilişkin açıklamalar getirmesidir.

Bu derleme, bu sorunların etrafında dolaşmamaktadır. Yal­nızca sorunların içinde yer aldığı çemberin bir taslağını çiz­mektedir. Boş kalan aralıklara, son yıllarda insan bilimlerinde­ki disiplinler arası yakınlaşmalara; istatistiğin yerine, bilgisayarların rolüne, toplumsal psikoloji ve psikanalizle veya bilimsel olmakta çok yavaş kalan siyaset bilimiyle bir antlaşma yapmanın olanakları konusunda verdiğim derslerden bölümler eklemek istemedim. Sorun bu kısımların yenilenmesinden çok bütünselliğe ilişkin anlayışı sürdürmektir.

İnsan bilimleri bütününün bu yeniden yapılanmasında en zor parça, hâlâ dünün ve yarının tüm zenginlikleriyle karmakarışık ve kitlesel bilim olan sosyoloji ile aramızda kurulan çetrefil ilişkidir. Georges Gurvitch’in ölümünden beri sosyolojinin parçalanması bir moda veya kural oldu. Bu parçalanma, onun kendine özgü araştırma yöntemlerinin dışında kalan bizlere bu alana girmeyi veya nüfuz etmeyi yasaklamaktadır. Bugün hangi sosyolog, Georges Gurvitch’in bütünsel toplumunu yeniden tahayyül etmeyi bir ödev olarak üstlenecektir? Oysa eğer mümkünse, komşularımızın çalışmalarıyla bütünleşebilmemiz için bu araçlara, bu tür kavramlara ihtiyacımız var. Karşımızda toplumsal bilim uzmanlarının olduğu, yakınlarda yapılan –ve bir kez daha hayal kırıcı bulduğum– bir tartışmada, I. Chiva bana ve tarihçilere gülümseyerek, kendi sosyolojimizi imal etmemizi tavsiye ediyordu; çünkü sosyologlar önümüzde hazır bir sosyoloji sunmuyorlar. Daha sonra kendi iktisadımızı, kendi psikolojimizi... inşa etmek. Peki, bu mümkün müdür?

Bunu söyledikten sonra, Emmanuel Le Roy Ladurie’ye geçerken takılmak üzere bir “istatistik tarih”ten söz ederken geleceğin tarihçisinin “programcı olacağını, yoksa tarihçi olamayacağını” iddia etmenin herhangi bir gerekçe taşıyacağından kuşkuluyum. Beni asıl ilgilendiren programcının programıdır; şu an için şu veya bu şantiyenin mükemmelleştirilmesinden çok, insan bilimlerinin bir araya toplanmasını hedeflemeleridir (acaba enformatik sayesinde ortak bir dil kurmak mümkün mü­dür?). Yarının tarihçisi bu dili imal edecektir –yoksa tarihçi olmayacaktır.

 

Paris, 16 Mayıs 1969

 

Fernand Braudel (1902-1985)

Bir köy öğretmeninin oğludur. 1902’de Luméville-en-Ornois’da (Meuse) doğdu. Sorbonne’un tarih bölümünden 1923’te mezun oldu. Cezayir, Paris ve Brezilya’da dersler verdi. 1937’de Ecole Pratique des Hautes Etudes’ün müdürlüğüne getirildi. Nazilerin 1940’ta Fransa’yı işgali sırasında Fransız ordusunda teğmen olan Braudel, Almanlar tarafından yakalanarak Lübeck’te bir esir kampına gönderilmiş ve savaş bitimine kadar orada kalmıştır. Tarihçiler arasında büyük bir devrim yaratan La Méditerranée et le monde méditerranéen à l’époque de Philippe II (II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası) adlı ünlü doktora çalışmasını esir kampında kaleme almıştır. Bu eseriyle Annales Okulu’nun; tarihi, küçük insanların tarihine dönüştürme çabasına ek olarak Braudel, coğrafi yapıları, iklimi, gündelik hayatta kullanılan her türlü araç gereci tarihin öznesi haline getirmiş, zaman ve mekân algısını köklü biçimde değiştirmiştir. Braudel, 1946 yılında Marc Bloch ve Lucien Febvre’in kurduğu Annales dergisinin yayın kuruluna ve 1949 yılında ise Collège de France’a seçildi. 1962’de Maison Sciences de l’Homme’un yöneticisi oldu. Diğer üç ciltlik ünlü eseri Civilisation Matérielle et Capitalisme (Maddi Uygarlık ve Kapitalizm) 1979’da yayımlandı. L’Identité de la France (Fransa’nın Kimliği) adlı kitabını tamamlayamadan 1985’te yaşamını yitirdi.

İndirimli Setler

Annales Dizisi

İndirimli Fiyat: 412,65 TL 458,50 TL

Kazanç: 45,85 TL

Mevcut Seçenekler: