• Sosyolojiye Giriş Dersleri

Sosyolojiye Giriş Dersleri

  • 65,00 TL
  • 45,50 TL


  • Stok Durumu: Stokta var
  • 24 Saatte Kargoda

Sosyolojiye giriş niteliğindeki bu kitap, doğuşundan itibaren bu disiplinin genel bir resmini sunmaktadır. Bilimlerin “prens”i olan sosyoloji hangi tarihsel koşullar içinde ortaya çıkmıştır? Sosyolojinin tanımı, gelişimi ve “kurucu babalar”ın temel yaklaşımları nelerdir? Başlangıcından günümüze miras kalan ana temalar nasıl ele alınabilir? Kitabın yanıt aradığı bu sorular, uzun sosyolojik tecrübenin yöntembilimsel ilkeler üzerinden ortaya koyulmasını da sağlayan sorulardır. 

Zaten, toplum incelemelerinde gündeme gelen meselelerin kanaatler düzeyinde değil de bilimsel düzeyde ele alınması ve tartışılması ancak bu tür bir bakış açısıyla mümkündür. Sosyolog olmanın ayırt edici yönü, topluma dair gözlemlerin olabildiğince nesnel bir çerçevede ele alınması, olguların ve olayların kavramsal bir bütünlük içerisinde çözümlenmesidir. Durkheim’dan Bourdieu’ye kadar uzanan bu gelenek, arada pek çok farklı patikalar olsa da, bu anayoldan esas itibariyle ayrılmamıştır.

Sosyolojik yöntem, sosyolojik gelenekler, metodolojik bireycilik, holizm, kültür, toplumsal kontrol, toplumsal tabakalaşma, siyasal iktidar ve kamuoyu gibi başlıklar bu kitapta el alınan ana temalar arasında yer almaktadır. Kitabın yazarı Philippe Riutort, sosyolojinin klasik kitaplarını yorumlarken, aynı zamanda öğrencilere gelecekte nasıl bir sosyolog olmaları gerektiği konusunda da ışık tutmaktadır.


  • Yazar: Philippe Riutort
  • Kitabın Başlığı: Sosyolojiye Giriş Dersleri
  • Orijinal Başlık:  Premières leçons de sociologie
  • Çeviren: Ertuğrul Cenk Gürcan [Fransızca]
  • Yayına Hazırlayan: Ufuk Coşkun
  • Kapak Tasarımı: Harun Ak
  • Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 167; Tarih Dizisi - 21
  • Basım Bilgileri: 2. Basım / Eylül 2019 [1. Basım / Eylül 2017]
  • Sayfa Sayısı: 141
  • ISBN: 978-975-2410-73-2
  • Kapak Üst Resmi: Wassily Kandinsky, Murnau Burggraben Sokağı, 1908.
  • Kapak Alt Resmi: Wassily Kandinsky, Ludwigskirche, Münih, 1908.
  • Boyutları: 13,5 x 21

Önsöz


Bölüm 1: Sosyoloji Nedir?

Kısım 1: Sosyolojik Yaklaşım: Nasıl Sosyolog Olunur?

     Sosyolojinin 19. Yüzyılda Ortaya Çıkışı

     Sosyoloji ve Bilimsel Yaklaşım

     Sosyoloji ve Nesnellik

Kısım 2: Sosyoloji ve Yöntemleri: İyi Bir Yöntem Nedir?

     Nicel Yöntemler

     Nitel Yöntemler

Kısım 3: Sosyolojik Gelenekler: Büyük Akımlara İlişkin Bir Değerlendirme

     Metodolojik Bireycilik

     Holizm

     Bireycilik / Holizm Zıtlığını Aşmak (mı)?

Bölüm 2: Sosyolojinin Bazı Ana Temaları

Kısım 1: Kültür: Bizi Hareket Ettiren Şeyi Anlamak

     Kültürü Tanımlamak

     Tek Bir Kültür mü, Kültürler mi?

Kısım 2: Toplumsallaşma: Toplum Halinde Yaşamayı Öğrenmek

     Toplumsallaşma Süreci

     Toplumsallaşma Teorileri

Kısım 3: Toplumsal Kontrol, Normlar ve Sapma: Kurala Riayet mi, Kuralı İhlâl mi?

     Toplumsal Kontrol

     Sapma

Kısım 4: Toplumsal Tabakalaşma: Toplum ve Bölünmeleri

     Muhtelif Tabakalaşma Tipleri

     Toplumsal Sınıflar ve Sosyoloji

Kısım 5: Siyasal İktidar: Toplum ve Siyasal

     Siyasal İktidarın Oluşumları

     Siyasal Alanın Mantıkları

Kısım 6: Kamuoyu: Toplum Ne Düşünüyor?

     Kamuoyunun Dönüşümleri

     Kamuoyu ve Fikir “Yapıcılar”


Temel Kaynakça

Dizin

Önsöz

 

Sosyoloji nedir? Bilimsel bir disiplin mi; yoksa topluma, toplumun eğilimlerine ve geleceğine dair kâhince bir söylem mi? Sosyologların kendi aralarında bile, disiplinlerinin tanımı konusunda daima fikir birliği olduğu söylenemez; çünkü Raymond Aron’un nükteli ifadesiyle, sosyologlar arasında varlığını sürdüren tek uzlaşma, sosyolojiyi tanımlamanın kolay olmadığıdır. Bu durum, diğer tüm disiplenler kadar sosyolojiyi de tehdit eden ‘parçalanma’ ve ‘içe kapanma’ tehlikelerinin altını çizmekle birlikte, şunu da unutturmamalıdır: Sosyoloji, 19. yüzyılın sonundan itibaren üniversite programlarında yer almış, ve o zamandan beri, bireylerin toplumdaki davranışlarının daha iyi anlaşılmasını sağlayan bir dizi perspektif üretmiştir.

Sosyoloji, tamamen ona ait olacak bir inceleme konusuyla pek tanımlanamaz; bununla birlikte, Fransız sosyoloji ekolünün kurucusu Émile Durkheim’ın ünlü formülüyle söyleyecek olursak, sosyoloji toplumsal olguların incelenmesine adanmış bir bilim olarak düşünülebilir. “Toplumsal” olan, yani bireyin toplumdaki yaşamına dokunan hiçbir şey, a priori olarak sosyoloğa yabancı değildir: Sosyolog, aile ilişkileri kadar sporu da, siyasal yaşam kadar kültürel pratikleri ya da boş zaman faaliyetlerini... de inceleyebilir.

Öyleyse, sosyoloğu komşularından, yani psikologdan, iktisatçıdan ya da tarihçiden ayıran şey nedir? Bu soru, sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak tanınmak için uğraştığı 19. yüzyılın sonunda temel bir öneme sahip olmuşsa da, kuşkusuz günümüzde daha az mesele içermektedir. ‘Sınır’ tartışmaları çoğu kez verimsizdir ve bilgilerin yayılmasını geciktirir: Tarihçi gibi, sosyolog da bugünü kavramak için geçmişe eğilebilir; psikolog gibi, sosyolog da bireysel ve kolektif temsillerle ilgilenir; iktisatçı gibi, sosyolog da, bireylerin ve grupların maddi ve simgesel malları ve hizmetleri nasıl mübadele ettikleriyle ilgilenir. Gene de, sosyolog onlardan ayırt edilmelidir. Çünkü tarihçinin aksine, geçmişe dönük araştırma sosyoloğun birincil kaygısını oluşturmaz; sosyolog, psikologdan daha fazla olmak üzere, bireyi toplumsal bağlamına yerleştirme kaygısı taşır; ve gene sosyolog, iktisatçıyı meşgul eden üretim ve paylaşım mekanizmalarından çok, bireyler arasında tesis edilen toplumsal ilişkilerle ilgilenir.

Öyleyse, sosyoloğun alanı nedir? Bu alan asla sosyoloğa hemen verilmiş değildir; diğer disiplinlerle temasla, tedricen inşa edilen bir alandır bu: Sosyolog, evrensel “yasalar” formüle etme arayışından artık vazgeçmiş olsa da, kendine ait metodolojik ilkelerin yardımıyla, “toplumsal gerçekliğin” titiz bir gözlemine dayanan bilgiler üretmeye çalışır. Örneğin, filozoftan farklı olarak önermelerini geçerli kılabilecek ampirik bir materyalle, ancak bu tür bir materyalle desteklenen bir teori oluşturabilir. Araştırmasına değer yargılarını dâhil etmekten de sakınmalı ve inceleme konusunu, toplumsal dünyaya ilişkin bazı görme biçimlerinden kurtularak inşa etmeye özen göstermelidir; kendilerini akla doğal bir biçimde dayatan bu görme biçimleri çoğu zaman yanıltıcıdır.

Sosyolojinin beşerî bilimler arasında yerini alabilmesi, bir dizi ilkeye saygı gösterilmesini gerektirir: Bireyin, eylemine atfettiği anlamı kavramak için Max Weber’in dilediği gibi bir anlamacı sosyoloji icra etmek, toplumsal olguların şeyler gibi ele alınmasını öğütleyen Durkheimcı nesneleştirmeyi dışlamaz. ‘Teori’ ile ‘ampirik gözlem’ arasındaki, ‘yakınlık’ (bir araştırma yürütmekte olan sosyolog, “inceleme konusuyla birlikte yaşamaya başlayabilir”) ile ‘mesafe’ (aktörlerin söylemini yeniden üretmekle yetinen bir analiz, sosyolojik bir analiz değildir) arasındaki bu gidiş-geliş, sosyolojik yaklaşımın ayrılmaz bir parçasıdır: Bu girişimin zorluğu, Norbert Elias’ın kaleme aldığı bir eserin başlığıyla söyleyecek olursak, çalışmada hem angajman hem de mesafe ortaya koymaktır; ve bu da, sosyoloğu, inceleme konusuna bakışına hususi bir özen göstermeye iter. Bu bakış asla tamamen “dışsal” değildir; çünkü sosyoloğun kendisi de toplumsal bir varlıktır (ve bunu asla unutmamalıdır!).

Sosyolojinin rolü nihayetinde neden ibarettir? İnsanları toplumda hareket ettiren şeyin daha iyi anlaşılmasını sağlamak… Değer verdiğimiz inançların hatalı ya da en azından şarta bağlı olduklarını gösterdiğinde, bazen şaşırtmak… Ve toplumu daha insani kılmak… –Neden olmasın?; zira, bir kez daha Durkheim’a atıfta bulunacak olursak, eğer sosyoloji hiçbir toplumsal faydaya sahip olmasaydı, en ufak bir zahmete bile değmezdi.

Ama madem böyle düşünmüyoruz, öyleyse iyi okumalar!

 

Philippe Riutort

Fransa’da üniversite ve lise düzeyinde çeşitli eğitim kurumlarında görev yapan ve akademik çalışmalarda bulunan yazar, özellikle siyaset bilimi, sosyoloji ve gazetecilik alanında birçok eser kaleme almış ve dersler yürütmüştür. Halen, Paris’teki Lycée Henri IV’te görevini sürdürmektedir. Eserlerinden bazıları: Précis de sociologie, PUF (2004, ikinci baskı: 2010); Sociologie de la communication politique, La Découverte (2007).